Daisy- Jung Woo Sung aşkına!

Film konusunda eksiklerim olduğunu söylemiştim, bu demirbaş da uzun zamandır şu bitmez tükenmez listemdeydi. 2 haftadır falan açıp açıp kapatıyorum bu filmi. En sonunda dün oturdum, izledim. Aslında şu aralar biraz romantik komedi veya komedi izleyeyim diyordum ama yine yenildim! Nihayetinde pişman değilim hakim bey, yine olsa aynısını yaparım! Şunu da baştan belirteyim ki bu bir tanıtım yazısı değildir, bodoslama yoruma gireceğim. Hala anlamadıysan açıkça söyleyeyim, spoiler olcek uleyn, hem de deli gibi, çılgıncasına!!

3ü bir arada

Bu filmde hoşuma giden ilk şey, her film ve dizide illa ki karşılaştığımız aşk üçgeni sendromunun sunuluşu oldu. Daha filmin başından, seyirciyi bunaltmadan işin iç yüzünün gösterilmesi güzeldi, bir de bunu flashback’lerle ve söz konusu karakterlerin ağzından anlatmışlar, şık durmuş. Özellikle (isimlerini hatırlayamicim şimdi, meslekleriyle ayıracağım) katil abimizin anlatımı yüreğimi dağladı. Bu ne sevgi ahhh, bu ne ızdırap! demek istiyorum. Ama onda da suç var şimdi, aslan gibi adamsın, gücün kuvvetin tipin yerinde. Niye çıkmazsın kızın karşısına! “Ama ben katilim, kanlı ellerimle o masum kıza dokunmak istemem” deme bana, inanmam bebişim 🙂 

Karakterlerin üçü de çok seviyor ama mavi gibi (ki kendisi de yakın zamanda yazmış güzel bir yazı bu konuda) ben de şu polise kıl kaptım, baştan itibaren sevmedim. Tamam ona da yazık, alınma sen de yakışıklısın ama göz var arkadaşım şimdi diğeri dururken. Zaten ressam kızımız sonunda doğru yolu buldu, ha şöyle dedim ben de.

Cıvımadan ciddi, entellektüel film eleştirmeni kimliğime dönüyorum. Müzik, oyunculuk, senaryo, görüntüler açısından kusur bulamıyorum filmde. Son zamanlarda izlediklerim içinde en beğendiğim de bu oldu. Ah katilimizin o bakışları yok mu? Adam bakışlarıyla seviyorum diye bağırıyordu ve ben her zamanki gibi Jung’ın oyunculuğuna şapka çıkardım. Özellikle olayın anlatılış tarzı, olay örgüsü hoşuma gitti. Kurgu sanki tam da olması gerektiği gibiydi. Bir de diğer dram türündeki Kore filmlerinden daha farklı bir şeyler vardı bunda, adını koyamadığım. Daha bir gerçekçilik mi desem, bilemedim. Mesela normalde ben şöyle bir gidişat beklerdim. Katilimiz hayatının aşkıyla karşılaşınca işi bırakmaya çalışır, ama patronlar kıllık yapar tabi ki. Bunların başına bela olur. Burda işine devam etti, bir yandan sevdiği kadını görmeye, çiçekleri sulamaya da.

Filmin eksilerinden biri şu. Karakterlerin bizim bilmediğimiz geçmişi de anlatılabilirdi. Neden Hollanda’da bu Koreliler? Katilimiz nasıl girmiş bu yola? Kızımız ne zaman gelmiş Hollanda’ya? Katilimizin bir yakını ailesi yok mu? gibi sorular cevapsız kalmış, ama yine de çok batmadı bana. Zira her filmde karakterlerin geçmişini öğrenmek zorunda değiliz, hayatlarının o kesitinin anlatılması uygun görülmüş demek ki.

Adamım 🙂

Sonunda birilerinin öleceği belliydi zaten de, ben hep tırstım, dedim bu kız hep reddedicek adamımı, adamım da mutsuz olcak. Ama helal olsun, papatyamız doğru yolu buldu sonunda. O açıdan şaşırttı beni. Hiç ağlamadım zaten ağlamak da bir beğeni belirtisi değil benim gözümde, çünkü deli gibi böğürerek ağladığım filmlerden (Mesela A millionaire’s first love) daha çok etkilendim ve çok beğendim bu filmi. En çok beğendiğim şeylerden biri de kurgusuydu, anlatımıydı. Sonuç olarak çok beğendim bu filmi ve izlemediği halde spoiler yiye yiye bu yazıyı okuyan bir şaşkın varsa, şiddetle tavsiye edilir, cebren ve hile ile izletilir.

 

Bunları biliyor muydunuz?

Filmin farklı bir kurguya ve finale sahip bir Director’s Cut versiyonu olduğunu biliyor muydunuz?

Reklamlar

15 comments on “Daisy- Jung Woo Sung aşkına!

  1. öncelikle bilmiyordum izleyeceğim ^^,
    izleyeceğim dedin izledim. Süper! Ben bir şeyi liseteye koyuyorsam en az bir ay sonra anca izleyebiliyorum.
    ‘katil abimizin anlatımı yüreğimi dağladı. Bu ne sevgi ahhh, bu ne ızdırap! demek istiyorum. Ama onda da suç var şimdi, aslan gibi adamsın, gücün kuvvetin tipin yerinde. Niye çıkmazsın kızın karşısına! “Ama ben katilim, kanlı ellerimle o masum kıza dokunmak istemem” deme bana, inanmam bebişim ‘
    aynen öyle.
    he o kıza kıyamıyosan sana kız mı yok yani xD kurgu güzeldi yalan yok. Bide kızın yaralandığı sahne ^^,

    son olarak şu ağladığın filmide ben izlemedim bak
    ağlayasım var bu aralar ^^,

    • eheh ilk kez “bunları biliyor muydunuz” köşem reaksiyon aldı, mutluydum 🙂
      normalde ben de izleyemem zaten bu da yeni girmedi listeye, aylardır izlicem. bu aralar kendimi gazlayıp duruyorum o yüzdendir, yakında geçer devran döner.
      ağladığımı izle bence de, en beğendiklerimden olmasa da çoğu kişi için öyledir. izlediğim ilk dramlardandı, o yüzden de o kadar ağlamış olabilirim. şimdi alıştı bünye tabi, “amaaan ölcek işte” diyip geçebiliyorum 🙂

  2. Jung woo yu övmem için bir yazı daha gelmiş yaşasın yaşasın çok seviyorum bu blogu 😀
    Top 10 listemin ilk 3 filminden birisidir. (hala hangisi bir numara diye karar veremedim) Bende sonunda pek ağlamamıştım beni asıl ağlatan yer hani bu polis defolup gidiyoya koreye (film karakterine kin duymak) sonra tekrar cıkıp geliyo tam Woo kızın yanındayken çay yapıyordu kız sonra polis geldi kız onun yanında konuştu ağladı falan kapının arkasından dinledi oda garibim. İşte orda çok kötü oldum yaa senin yerine başka biri var sevdiğin kadın onun için ağlıyo ahh ahh kahretsin dedim.
    En etkiliyici sahne bence oydu. Birde ben en sonundaki yağmur olayını çok sevdim yaa hani sadece papatyalar birde kahramanlarımız renkliydi gerisi siyah beyaz.
    Bu filmde Amsterdam a hayran olmuştum.

    • Evet polisi ben de sevemedim, o sahne çok kötüydü. Karakterlerin üçünün de bulunduğu çok anlamlı bir sahneydi. Jung’ın onların konuşmalarını duyup acı çekmesi, kızın konuşmaya çalışıp konuşamaması.
      Dediğin son sahneyle ilgili şöyle bir yorum okudum. Herkes katilin de sevdiği kızın ardından intihar edip etmediğini merak etmiş. Bazıları da o sahnede sadece üçü renkli gösterildiği için ölülerin öyle gösterildiğini, yaşayanların siyah beyaz olduğunu söylemiş. Gerçi onlar ana karakterler olduğu için de öyle yapılmış olabilir, o açıdan muallaktayım. Bir de listendeki diğer 2 film hangileri merak ettim 🙂

      • Sanırım bende öyle birşey duydum ama ben olumlu acıdan baktım baş karakterler diye düşündüm:) Belki directors cut da izlersek bir ipucu bulabiliriz. Bunda olmayan birçok sahne varmış.
        İlk üç filmim Daisy, A moment to remember, Windstruck ama A man who was a superman de olabilir windstuck yerine. ahh ahh çok kararsızım ilk 4 yapalım en iyisi 😀

  3. Bence katilin de öldüğünü düşünmek daha olumlu bir bakış açısı, en azından kavuşmuş olurlar bir yerlerde, hem napıcak yavrum yalnız gerçi benim yanıma gelcekse ölmeyebillir 😛 Zaten o tür sonları severim. O yüzden Misa beni mahvetse de bir tesellim olmuştu, Love me not için de aynısı geçerli 🙂

    Ben sanırım director’s cut’ın bir kısmını izledim. Önce Türkçe izliyodum, sorun çıkınca İngilizce’ye döndüm. Tam değiştirdiğim sahnede sıralamada farklılık vardı. Belki videoda sorun vardır deyip, ilk izlediğim videoyu kapatıp İngilizce devam ettim. Director’s cut olduğunu duyunca pişman oldum tabi, ilk kapattığım muhtemelen o versiyondu. Yani başlarını ben direkt öyle izlemiş olabilirim. Aman ne açıklama yaptım be gece gece 🙂

    Bu arada listeni beğendim, ama o benim aşk filmi listem. Genel kore yapımlarında ilk sıralarda Park Chan Wook amca gelir 🙂

    • Ayyy yazık yavrucak intihar etmesin, ölenle ölünmez desin hayatına devam etsin 😀 Ne bileyim öbür dünyada karşılaşacakları garanti değil en azından yaşasın yavrucak 😀
      Bende Dram manyağı olduğum için tüm liste dram filmlerinden oluşuyor zaten. 😀 Canı sıkılınca dram izleyip ağlayan mazoşist bir insan olup çıktım. 😀

      • Ben de öyleyim, şu aralar yine sardım da artık bulmakta güçlük çekiyorum 🙂 Arkadaşlarım dalga geçiyor mazoşist diye. Yaptıklarıma anlam vermiyolar 🙂 Neyse ya ağlayıp rahatlamak iyi şey boşver 😛

  4. yazdığınız yorumları okudumda kendimi daha fazla tutamadan bende bir yorum yazmaya karar verdim.bence katilde öldü çünkü patronunu öldürdüğü sahnede birçok silah patlama sesi duyuldu.banamı öyle geldi bilmiyorum ama sanki iki farklı silah sesiydi…yani birbirlerini öldürdüler diyorum.

    birde bende önce director’s cut versiyonunu izlemişim bilmeden(iyiki izlemişim yoksa bir kez daha ağlardım şansıma)çok beğendim ilk önce papatyaları bırakanı bilmiyorsun ilk yarım saat sonra öğreniyorsun çok güzeldi.sonuda farklıydı ikisinin o yüzden ben en çok director’s cut versiyonunu beğendim. sonra bu filmi indirip eşe dostta akrabayada izletiyim diye(daha doğrusu sonra tekrar tekrar izleyip ağlıyım diye)indirdim.ama o da ne film çok farklı çok şaşırdım sonra araştırma yaparken sitenizdeki ”DAİSY BİLMECESİ” konusunu gördüm ve anladım.ben kesinlikle normal versiyonu beğenmedim kimseyede o versiyonu tavsiye etmiyorum hiç duygu yok gibi bir çok yerde kopukluklar var.

    size tekrar teşekkür ederim sayenizde türkçe altyazılı director’s cut versiyonunuda iki part halinde indirme imkanı buldum..

  5. konudan tamamen alakasız bir yere yazıyorum ama kusura bakmayın.my little bride filminde damat sangminin karaoke yaparken söylediği şarkının adı ne veya nerden indirip dinleyebilirim biliyormusunuz?çok aradım ama bulamadım belki siz bir yerde karşılaşmışsınızdır diye buraya yazıyorum..

    • öncelikle hoşeldiniz 🙂
      şu director’s cut mevzusunda yalnız değilmişim, sevindim. ben tamamını olmasa da ilk yarıyı ordan izlemiştim ve başı kesinlikle daha etkileyici. yazıda da söylemiştim siz de aynı şekilde düşünüyormuşsunuz, başında esas adamın hemen ortaya çıkmaması benim filmi beğenmemde ana sebeplerden biriydi. normal versiyon da güzel olsa da sanırım ilk onu izlesem bu kadar beğenmezdim. bir de kopukluk ve eksiklikler var özellikle her birinin hikayeleri ve hislerine dc versiyonunda daha çok yer verilmiş. herşey daha bir yerine oturmuştu.

      my little bride konusuna gelirsek, “nul sarang ha get su” olabilir söylediğiniz şarkı, ben de merak edip baktım şimdi bilgisayarımda öyle bir şarkı var ama o şarkı mı tam hatırlamıyorum.

      • ben tamamını director’s cut versiyonu olarak izledim.katilin hemen ortaya çıkması gizemi bozmuştu normal versiyonda.o yüzden diğerini daha çok sevdim. hikayedeki karekterlerin anlatımları daha bir tam olarak anlatılmış.özellikle adamın köprüyü yaptığı zamanı normal versiyonda tam olarak vermemişlerdi.belki sizinde dediğiniz gibi önce normal versiyonu izlesem böyle hissetmezdim ama şu an bilgisayarımda daha önceden yanlışlıkla indirdiğim normal versiyon olmasına rağmen sizin sitenizden(tekrar teşekkürler)indirdiğim director’s cut versiyonunu 2 gündür sevdiğim bölümleri başa sarıp tekrar tekrar izliyorum.dediğiniz gibi bence de DC versiyon daha güzeldi hikaye bakımından.

        aradığım şarkıyı buldum ya çok teşekkürler bir haftadır arıyorum hangi şarkı olduğunu bir türlü bulamıyordum..

  6. ben de sanırım arkaşlarıma director’s cut halini izleticem, izleyen herkes daha çok beğenmiş 🙂 daisy kesinlikle defalarca izlenebilecek bir film, benim de favorilerimden ve en çok izlediklerimden oldu. şarkıyı bulmana da sevindim. yardımcı olabildiysem ne mutlu bana çünkü bir şeyi kafaya takıp da bir türlü bulamamanın ne gıcık bir şey olduğunu çok iyi bilirim 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s