Castaway On The Moon- Umut Aşılayan Bir Film

Şu aralar bir süredir boşladığım Kore sinemasına döndüm ve uzun zamandır aklımda olan yapımlardan bir kaçını izledim. Bu filmi de izleyeli bir kaç gün oldu ve izlediğim bir kaç yapım içinde en beğendiğimin bu olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Bana neden Korelileri ve onların yaptığı herşeyi bu kadar sevdiğimi hatırlattı, yüzüme tatlı bir tebessüm kondurup usulca bitiverdi.

Bir spoilerfobik olarak hep yaptığım gibi filme dair hiç bir şey bilmeden açtım izledim. Yani tek bildiğim çok beğenilen bir film olduğu ve ıssız adaya düşme gibi bir şeylerin vuku bulduğuydu^^ Umarım çok spoiler vermeden (vereceksem de uyarırım, korkmayın) anlatmayı başarabilirim.

Beni ilk olarak tanıdık bir yüz karşıladı, bir kaç dakika debelendikten sonra başroldeki abiyi Welcome To Dongmakgol’dan tanıdığımı hatırladım. Bu abimiz (filmde adı farklı olsa da ben işi kolaylaştırmak adına Robinson diyeceğim ama zerre benzemediklerini belirtmem gerek) yani Robinson kredi kartı gibi çağımızın vebası olan ürünü fazlaca kullanmaktan dolayı borç batağına saplanmış ve yurdum insanının kendini Boğaz Köprüsü’nde bulması gibi kendini Han Nehri’nin üzerindeki köprüde buluvermiş. Atlamayı başarsa da, ömrü hayatında en azından 1 -bir- film izlemiş her ademoğlunun tahmin edebileceği gibi biz maceranın yeni başladığını biliyoruz. Nitekim Robinsonumuz kendisini ıssız bir adada buluyor, ama bu ıssız ada şehrin ortasında, nehrin göbeğinde! (canını yediğimin Korelileri absürdlükleri iyi beceriyor) Bir süre kurtulmaya çabalayan kahramanımız zamanla kendisini görme ihtimali olanlardan kaçmaya başlıyor, sonuçta şehirdeki hayatında kaçtığı şeyler bu adada yok ve dolayısıyla ölmesine de gerek yok.

İzleyici olarak her ıssız ada macerasında karşılaştığımız durumlarla karşılaşıyoruz. Adamımız yavaştan düzenini kuruyor, yalnızlığa alışıyor, yiyecek buluyor, ateş yakar hale geliyor. Ancak aslında adamımız sandığımız kadar yalnız değil. Onu uzaktan izleyen birileri var. Onu izleyen kişi de filmimizin diğer baş karakteri ki filmde zaten onlar haricinde adam gibi yan karakterimiz yok, çok zorlarsak ramenci çocuk diyebiliriz. Bu karakteri canlandıran hanım kızımızı My Name Is Kim Sam Soon’dan hatılıyoruz, orda sonradan ortaya çıkan kara kedi rolündeydi. Bu karakterle ilgili ayrıntı vermiyorum, zaten filmi izlemeyenlerin okuyabileceği yer buraya kadardı. Geri kalanı izleyip görün ki mutlaka ama mutlaka izleyin demekten başka bir şey diyemem. Hem çokça güldüren, hem hüzünlendiren, bolca da umut aşılayan harika bir film. Müzikleri ve görüntüleri de cabası. İzlemek isteyenler Kore sinemasından Türkçe altyazılı olarak bulup izleyebilir.

Bu son spoilerlı bölüme de beğendiğim bir detayı bıraktım. Bu yazıyı kısa tutmaya çalışıyorum, o yüzden uzun uzadıya irdelemeyeceğim bu filmi. Koca film boyunca beni en çok duygulandıran hatta haddinden fazla duygulandıran sahne Robinsonumuzun ramen yediği sahneydi. Zaten ramen olayı başlı başına anlamlıydı. Kız adamımızın börülceli ramen aşkını fark edip, ona her çeşidinden yollayınca biz oturduğumuz rahat koltuklarımızdan onun sevinç gözyaşlarıyla bir çırpıda hüpleteceğini sandık, eşşeklik ettik^^ Robinsonumuz başta kızımızla beraber hepimizi utandırarak geri çevirdi ve merak ettiğimiz açıklama hatta belki de filmin en vurucu sözü ramenci çocuğun ağzından geldi “Ramen onun için umut demekmiş”. En sonunda Robinsonun büyük uğraşlar sonunda elde ettiği rameni yediği sahnede vücudumun verdiği tepkilere inanamadım. Robinsonun yüzünde oluşan ifadeleri birebir kendimde gözlemledim, bir yandan bu duygusallığım sinirimi bozdu kendi halime güldüm. Bana insan olduğumu hatırlattı belki de, bir tabak ramene ulaşmak için gerçi ben de çok savaş verdim^_^ Şaka bir yana, gerçekten sahip olduklarımızla o adamın halini anlamamız imkansız olsa da, kendi adıma bu kadar etkilendiğime göre hala insani bir yanımın kaldığını gördüm, sevindim.

İnsan olduğumuzu hatırlamak, en çok da her durumda umudumuzu kaybetmemenin gerekli olduğunu hatırlamak adına izlenmeli… Benim en sevdiklerim arasında yerini aldı bile^^

Reklamlar

9 comments on “Castaway On The Moon- Umut Aşılayan Bir Film

  1. Amaaan, bu filmin posterini hep görürüm, Dongmakgol’daki adam olduğu ölsem aklıma gelmezdi. Gerçi diğer filmde içindeki sırıtan adamı görmediğimden olabilir:) Kızı da tanıyoruz, sen de iyi diyorsan bir ara izlemekte fayda var. O yüzden yazının gerisini okumadım.
    Sen bu filmi izlemeye nasıl karar verdin bu arada

  2. mutlaka izlemelisin bu’cum, bence sen kesin seversin, içimde öyle bir his var^^
    filmi izlemeye sanırım zamanında ofori’nin blogunda görüp karar vermiştim, tam hatırlamıyorum. o zamandan listeme almıştım, geçenlerde vakti geldi deyip açtım bir anda. öncesinde de beğenmediğim bir film (100 days with mr. arrogant) izleyince bu film ilaç gibi geldi ^_^

  3. Kimbap pazara kadar döndüm dostum güzel bir his ve ilk yorumu sana yapıyorum. Özlemişim hemde nasıl. Bu filmi iki kez izledim hatta babama izlettiğim ilk kore filmi olma özelliği taşır kendileri. Baş rol oyuncusu bir numaralı aktörlerimdendir(sanki ajansıma kayıtlı gibi oldu 🙂 ) Türkiyede de gösterime girmiş bir filmidr kendileri gezici film festivalinde gösterildi. Onun için ayrı bir yeride var hatta ben kore filmi camiyasından önce o festivalin gösterim listesinde görmüştüm. Kesinlikle izlemek gerek. Yazıda çok güzel olmuş. Harbiden umut aşılayan ve güldüren bir film. Benimde iyiler listemde 😉

  4. oyy serminim hoşgeldin 🙂 valla çok mutlu oldum dönmene ve ilk yorumu almak gururumu okşamadı diyemem 😛
    ben de çooook beğendim, biraz geç izledim ama bayıldım. herhalde ben de bundan sonra bikaç kez daha izlerim. valla sinemada izlemek de güzel olurdu^^ adamımız süper ya ben welcome’da da çok sevmiştim, burda ayrı bi bayıldım, o da boş yapımlarda yer almayanlardan.

    • Valla bende sevindim 😀 Gerçekten bu adam boş yapımlarda yer almıyor. Birde çok değişik bir yüzü var bilmiyorum aşırı hoşuma gidiyor onun suratını görmek. Belkide izlediğimiz yapımlardaki karakterleri yüzünden olsa gerek aşırı sempati duyuyorum. Bu aktöre birde A Man Who Was Superman filmindeki adama.

  5. İzledim, çok teşekkür ederim, buraya yazarak beni-normalde hiç izlemeyeceğim- bu filmle tanıştırdığın için.
    Sermin’e de teşekkür ederim, o da buraya yorum yazmamış olsa yine izlemezdim. Dedim aklın yolu birdir.
    Çok komikti, şekerdi.. Kore filmi seven sevmeyen herkesin hoşlanabileceği türden. Hele Kore filmi sevenler ekstra esprilere maruz kalacaklar–ramen meselesi, han nehri, teslimat gibi..

    • rica ederim beğenmene sevindim bu’cum. ıssız ada mevzusuna çok hoş bir yaklaşımı var, aynı zamanda daha derin mesajları da var umut etmekle ilgili. şu rameni yediği sahnede ben garip bir şekilde duygulanmıştım. korelilerin mahareti bu, sadece ramen mevzusu bile çok anlamlı ve çok şey anlatıyor. küçük detayları bile anlamlandırmayı iyi beceriyorlar. dediğin gibi koreseverlerin de hoşuna gidecek ekstra sahneler de vardı^^ bence de herkes izlemeli.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s