Sayonara Zetsubou Sensei- Deli İşi Bir Anime

Evet bu anime kesinlikle genel izleyiciye hitap etmiyor, baştan belirtelim. Zaman zaman delilikle dahilik arasında dolaşması, bazen gülmekten yere yatıran çoğunlukla “hmm bu iyiydi” dedirtip gülümseten esprileri, absürdüğün sınırlarını zorlaması, acayip ve hasta karakterleri, akıllıca göndermeleri ile çok sevdim ben bu animeyi.

Neden genel izleyiciye hitap etmediğine gelirsek, bu animede aşk meşk yok, duygusallık namına bir şey yok, dövüş yok, aksiyon yok. Sadece şahsına münhasır karakterlerle dolu bir sınıf, onlardan da garip bir hoca ve bu manyak ekibin başına gelenler var. Eh artık konudan bahsetmenin vaktidir o zaman.

Sayonara elveda demek malumunuz, Sensei’nin de öğretmen demek olduğunu biliyoruz. Zetsubou ise umutsuzluk demek, aynı zamanda burdaki öğretmenimizin ismi farklı bir şekilde yazılınca bu kelimeye dönüşüyor. Zaten animede isimler öylesine seçilmemiş, her karakterin ismi ya doğrudan yada çağrıştırdığı başka bir kelime itibariyle o kişinin özelliklerine gönderme yapıyor, ilk bölümlerin sonlarında zaten açıklanıyor bunlar.

Evet elimizde intihara fazlasıyla meyilli, karamsarlığın adeta kitabını yazmış bir hoca var. Benim en sevdiğim anime karakterlerinden oldu bile kendisi, bayıldım. Kendimi karamsar zannederdim ama Sensei’nin yanında tam bir Polyanna’yım. O kadar garip şeylerden bunalıma girip, intihara sürükleniyor ki kendisi, adeta fırsat kolluyor. Mesela bir bölümde bir öğrencisinin iç çamaşırını görüyor, öğrencisi de onu dava etmekle tehdit ediyor, bizimki neden bunalıma giriyor dersiniz? Mahkemede çizilen resimlerde kötü görüneceğini düşünüp, “Çok umutsuzum, ölmem gerek” diyor. İşte hayalinde canlandırdığı hali:

Karakteriyle ilgili bir başka acayiplik ise intihara kalkışmasına karşın, biri onu kurtarınca kızması ve “Ya ölseydim” demesi, manyak gerçekten. İşte bu hoca yine bir intihar girişimi esnasında yeni öğrencilerinden biriyle karşılaşıyor. Bu öğrenci ise onun tam tersi, Polyanna’nın teki. Her şeyin iyi yanını görüyor, Sensei’nin teorilerini çürütmek için elinden geleni ardına koymuyor.

Zetsubou Sensei’nin yeni sınıfı da işte tam böyle sorunlu tiplerle dolu. Ağzını bıçak açmadığı için sessiz ve masum görünen ama mail yoluyla anlaştığı ve bu maillerde pek de sanıldığı kadar masum olmadığı anlaşılan bir öğrencisi var mesela, bir “stalker” var, bir adet teşhirci var, bir “hikikomori”, bir adet mülteci bile var (çok sevimli ve şapşal). Mesela bir tanesi de eziğin teki, kimse onu tanımıyor, fotoğraflarda bile yarım çıkıyor. Güya sınıf başkanı ama 40 yılın başı konuştuğunda herkes “Bu kim be?” şeklinde tepki veriyor. Animede arada çıkan öğrenci tanıtımlarında şöyle sunuluyor kendisi:

İşte animemiz bu manyak karakterlerle dolu ortamda oldukça geyik bir anime. Aykırı olduğu da su götürmez. Dikkatli izlemek lazım, çoğunlukla ani bir görüntü gelip hemen kayboluyor. Bu görüntü o esnadaki konuşmayla ilgili bir şeyler içerebiliyor. Ben genelde üşenmeyip geri sarıp, durdurup, inceledim. Kesinlikle bir anda geçti önemsizdir herhalde denmemeli, acayip komik şeyler çıkabiliyor. Herhalde TVde izleyenler çok şey kaçırmıştır^^

Ben özellikle öğretmen karakterine bayıldım. O kadar garip bir düşünce yapısı var ki. Mesela bir bölümde bir öğrencisinin manga çizdiğini öğreniyor. Öğrencisi doushinji çiziyor. Yani fanart diyebiliriz. Manga hayranlarının genelde sevdikleri mangalarla ilgili kendi bakış açılarını gösterdiği mangalara deniyor. Mesela zavallı Naruto kahramanlarının macerası yaoi’ye evrilebiliyor, bir anda gay olabiliyorlar. Böyle bir yaoi muhabbeti dönerken manganın aşamalarından bahsediyor öğrencileri. Buna göre mangalar Giriş-Gelişme-Dönüm Noktası ve Sonuç olarak ilerliyor, sensei buna bir aşama daha ekliyor, bu aşamanın adı Karanlık. İşte bu aşama yaoi bir mangada hemoroid olarak gösteriliyor animede^^

İşte anime böyle manyakça ayrıntılarla dolu. İzlerken geri planda mesela sınıftaki tahtadaki yazılara, tabelalara da dikkat etmek gerek. Ordaki yazılar da sürekli değişiyor. Bazen anlamlı sözler oluyor, bazense tamamen saçmalıyorlar. Tabi animeden ektra tat alabilmek için de Japon kültürüne hakim olmak gerek, yoksa yapılan göndermeler anlaşılmayabilir, eminim ben de pek çok ayrıntıyı kaçırmışımdır.

Anime 12şer bölümlük 2 sezona sahip, 2 de OVAsı mevcut. İlgisini çeken mutlaka açsın izlesin diyerek aşağıya eğlendiğim bir kaç sahnenin capslerini ekleyerek ayrılıyorum^^

şişkoyken göbeği açık giymek yada kel olduğun halde saç uzatmak sensei için yapılabilecek en büyük hatalardan. sensei burda öğrencilerine "kendinizi ve kapasitenizi bilin" diyor:)

Reklamlar

İki Süper Film Birden

Şu aralar çılgın gibi film izlediğim halde bir türlü bloga yazamadığımı fark ettim. Dedim ki o halde üçer beşer yazayım da aradan çıkarayım. Yani hakkında yazmak istediğim tonla şey var o yüzden artık uzun uzadıya yazmamaya çalışıp, kısaca meramımı anlatıp kaçiciim dostlar. Buyrun bakalım.

A Dirty Carnival

Biliyorum aslında çok geç kaldım bu filmi izlemek için, hep duyduğum halde bir türlü oturup izleyememiştim. Geçenlerde bekleyiş sona erdi ve muradıma erdim. Önce konuyu yazıp ardından kısaca yorumlayalım bakalım.

Konusu:

Karşımızda benim de favori türlerimden olan bir mafya filmi var. Uzak doğululuların mafya filmlerini seviyorum, bu yüzden izlemeden önce de beğeneceğimden pek şüphem yoktu. Bu arada izlemeden önce filmin posterini görmeme karşın onun Jo In Sung olduğunu anlamadım ya yuh diyorum kendime.

Jo In Sung’ın canlandırdığı karakter 2 kardeşi ve annesinin yükü omuzlarında, ailenin direği diyebileceğimiz biri. Temiz yüzlü bir çocukcağız^^ Filmin başında erkek kardeşini karakollardan topluyor, biz de onun örnek biri olduğunu düşünüyoruz zira görünüşü de pek çaktırmıyor. Ancak bir süre sonra öğreniyoruz ki asıl yasadışı işlerle haşır neşir olan kendisiymiş, kardeşi ise sadece ona özeniyor, bir de tabi ki kolay yoldan para kazanmanın yollarını arıyor.

Jo In Sung’ın kendisi için çalışan bir ton adamı olduğunu görünce bir yerlere geldiğini düşünüyor izleyici. Ancak aslında mafya aleminde küçük bir sinekten farkı yok. Amacı ise kendisine bir “hami” bulmak, daha sağlam işler alıp belini doğrultmak. Bunu istemesinin sebebi de ailesi tabi ki. Kendi adamları karşısında aslan olan bu adam yeri gelince para için başkaları önünde el pençe divan pozisyonuna geçebiliyor, gerçi bu alemde herkes de bunu yapmak zorunda. Bir gün ilkokuldan yakın bir arkadaşı çıkageliyor. Arkadaşı mafya ile ilgili bir film çekmeyi takmış kafasına, onun da bu işlere bulaştığını duyunca senaryosu için yardım istiyor. Adamımız da tüm kanlı eylemlerine karşın sevdikleri söz konusu olunca yufka yürekli olduğundan bu teklifi kabul ediyor. Bir yandan filmin hazırlıkları sürerken diğer yandan adamımızın mafya aleminde yükselme çabasını izliyoruz. Tabi küçük de olsa bir aşk hikayesi de mevzut filmimizde.

Benim Yorumum:

Gerçekçi ve sağlam bir mafya filmi. Güzel dövüş sahneleri ve kanlı sahneler var(tam bana göre). Bunun haricinde mafya dünyasını çok gerçekçi yansıttığına inanıyorum her ne kadar Kore mafyası hakkında bir fikrim olmasa da. Şaşırtıcı gelişmeler ve fazlaca duygusalsanız biraz gözyaşı bekleyebilir sizi. Ama emin olun 2 saatiniz hiç sıkılmadan su gibi akıp geçiyor.

Bunları biliyor muydunuz?

Vay be blogu yeni açtığım sıralarda her yazıya ekliyordum bunlardan, geçenlerde dehşet içinde fark ettim ki uzun zamandır ihmal etmişim^^

*Başroldeki Jo In Sung ve yönetmen Yo Ha’nın A Frozen Flower’da da beraber çalıştıklarını biliyor muydunuz?

Kardeş film/Bunu Beğenen Bunu da Beğendi:

*Rough Cut: A Movie is a Movie (Kaba Kurgu)

In The Mood For Love

Bu blogumda yazdığım ilk Çin filmi oluyor öncelikle. Üstelik Wong Kar Wai uzak doğu bir hastaık şeklinde hayatımı ele geçirmeden önce de tanıdığım bir yönetmendi. Bu filmi de izleyeli çok oluyor. Geçenlerde aklıma geldi ve neredeyse tamamen unuttuğumu fark ederek tekrardan izledim. Buyrun.

Konusu:

Öncelikle şunu söyleyeyim isimleri hatırlayamayacağım, o yüzden idare edin. Önce esas kadınımızla başlayalım. Kendisi evli, ancak ilgisiz bir kocası var sürekli iş seyahatlerinde, orda burda. Öyle ki biz izleyiciler bile bir kez olsun yüzünü görmüyoruz. Çiftimiz kalabalık bir apartmana taşınıyor, aslında bir anlamda pansiyon gibi pek çok ortak kullanım alanı var.

Yan dairelerinde ise yine genç bir çift var. Bunlardan erkek olanıyla esas kadınımız sıkça karşılaşıyor, adamın eşi ise aynı bizimki gibi yok piyasada. Sürekli yurtdışında. Zamanla karakterlerimiz durumdan kıllanmaya başlıyor ve esas kadımızın eşiyle esas adamımızın eşinin işi pişirdiği çıkıyor meydana.

Karakterlerimiz bunu fark ettiklerini birbirlerine itiraf ediyorlar ve eşlerine bunu hissettirmeden iki “aldatılan eş” olarak güçlerini birleştiriyorlar. Bunun amacı intikam almaktan çok eşlerinin neden böyle bir şey yaptıklarını anlamak. Zamanla başka ortak noktalar da çıkıyor ortaya ve zamanlarının çoğunu bir arada geçirir oluyorlar. Hikayenin geri kalanını izleyip görebilirsiniz.

Benim Yorumum:

Wong Kar Wai bildiğiniz gibi uzak doğudan çıkmış en tanınan yönetmenlerden biri. Pek çok filmi mesela 2046 yada Chunking Express başyapıt olarak görülüyor. Bu film de onlardan biri. Özellikle görüntü kullanımında bu yönetmenin aştığı ortada, işin ehli olmadığım halde farkettim. Filmin müzikleriyle de birleşince çok özenli bir yapım çıkıyor ortaya. Kullanılan mekanlar, her bir detay şahane. Mekanın renkleri ve oyuncuların giysilerinin uyumu ayrıca dikkatimi çekti zaten en sona iki resim ekliyorum bunu gösteren. Ancak film genel izleyiciye hitap etmiyor. Yani aksiyon istiyorsanız bu yapımda aradığınızı bulamayabilirsiniz benden söylemesi. Durgun yapımlardan hoşlanmayanlar yaklaşmasın.

Kısacası sakin ilerliyor gibi görünmesine karşın asıl önemi detaylarda gizli, bitince ağızda buruk bir tat bırakan bir aşk hikayesi.

Bunları biliyor muydunuz?

*Filmin bir sahnesindeki “2046” olarak görünen kapı numarasının. yönetmenin bir diğer filmine gönderme olduğunu biliyor muydunuz?

Kardeş film/Bunu beğenen bunu da beğendi:

*Bin Jip (Boş Ev)

renk uyumuna dikkat, ince iş

bir başka özenilmiş sahne, bu binaya hayran kaldım zaten.