Ortaya Karışık

Bu da facebook albüm ismi gibi oldu ama başka ne başlık uyar bilemedim, çünkü bu yazıda jrock, kpop’tan örnekler sunup(!) bir de site tanıticim müsadenizle.

İlk olarak jrockla başlayalım bakalım. Miyavi hem imaj olarak hem de müzikal anlamda jrock aleminin en çatlaklarındandır, geçen kış bir videosunu paylaşmıştım. Şimdük geçen ay kendisi sahalara yeni single’la döndü, bana da paylaşmak düşer o halde. Bir de kendisinin hayatında bir yenilik daha var, 2. kızı doğmuş 1 hafta önce. Yesinler^^ Keşke İngilizceye bu kadar kasmayaydın datlum ama yine de beğendim Torture’ı. Ama kendisinin akustik ve klasik gitarla yaptıklarını görmeniz lazım, o yüzden Selfish Love dönemi hala favorim.

Geldik kpopa, aslında daha ziyade R&B yada rap bile diyebiliriz. G-Dragon olur kendileri. Normalde rap veya r&b dinleyen biri değilim, şarkıya göre karar veririm, takip etmem ama bu video da şarkı da hoşuma gitti, elektrik aldım^^

Eh sitemizi de tanıtalım o halde. Bir süre önce keşfettim o zamandan beri düzenli olarak bakıyorum. Daha önce Japonya’ya gitmeyi istememin en önemli nedenleri arasında modayı göstermiştim. Mümkünse cosplay’cileri yakından görmek, Harajuku’da önüme gelenin fotosunu çekmek istiyorum. Bu site de işte tam benim gibilerin ağzına layık. Japon sokak modası! Tabi Türkiye’de bunları giymeniz söz konusu olamaz ama amaç gözümüz gönlümüz açılsın. Buyrunbir kaç foto ve linki:

http://www.japanesestreets.com/

Reklamlar

2046’ya Yolculuk…

Yine Wong Kar Wai’dan bir film ile karşınızdayım canlar, hatta burada da kalmıycak sırada başka bir tanıtım var. Daha önce tanıttığım filmlerini izleyeli uzun zaman olmuştu ama 2046’ı ilk kez izleme şansı buldum. Önce yine kısaca konu ardından da şahsi görüşlerimi bulacaksınız, buyrunuz.

Mevzu Nedir?

Baş karakterimiz bir yazar ve WKW’ın favori oyuncularından, şahsen benim de hastası olduğum Tony Leung canlandırmakta. Bu karakterimizin yeni hikayesi 2046’da geçmektedir. İnsanlar bir trenle kaybettikleri şeyleri, özellikle bir aşkı bulmak için 2046’ya giderler, ancak gidenler dönmediğinden bu kişilerin amacına ulaşıp ulaşmadığı bilinmemektedir. Bizler de seyirciler olarak bir 2046’ya gideriz bir de yazarımızın yaşadığı 1960lı yıllara döneriz. Bu flashback-flashforward olayının amacı da hem yazarı tanımamızı sağlamak hem de hikayeyi oluştururken nelerden etkilendiğini görmektir. Zira oluşan öyküdeki karakterlerin hemen hemen hepsi yazarın karşılaştığı kişilerden etkilenerek yarattıklarıdır.

Tabi ki yönetmenin her filminde olduğu gibi bolca aşk var filmin içinde. Bir kumarbazla yazarın aşkından, Çinli bir kadınla Japon bir erkeğin aşkına kadar. Hatta bunların bir yansıması olarak 2046’da bir androidle insanın aşkına bile rastlarız. Şimdi gelelim benim nasıl bulduğuma.

Benim Yorumum

Öncelikle filmi beğendiğimi söylemeliyim, ancak hala bu yönetmenden favorim Chungking Express. Bu noktada şunu da hatırlatalım ki bu film benim de daha önce tanıttığım In the mood for love filminin devamı gibi düşünülür, bu yüzden önce onu izleyebilirsiniz. Ben de pek çok ortak nokta buldum, devam niteliğinde pek çok olay var, ancak şunu da hatırlatalım ki yönetmen kesinlikle devamı olmadığını belirtmiş (ama nasıl oluuur diye bağırıyorum burda). Yani My Sassy Girl-Windstruck gibi bir durum var elimizde. İstediğiniz yere çekin.

Bu filme dönersek her WKW filmi gibi görüntü+müzik kombinasyonu açısından kusursuzdu. Bir filmini bile izleyenler bu açıdan izleyiciyi nasıl büyülediğini bilir ki aman diyim online izleyip içine etmeyin! Karakterler yine seyirciyi kendilerine yakın hissettiren gerçek karakterlerdi. Oyuncuların ise hepsi tanıdıktı, hatta yıldız geçidi diyebiliriz, ki ben çok Çin filmi izlemediğim halde hepsini tanıyordum. Tony Leung dışında Faye Wong var ki Chungking Express performansı da şahanedir. Çin’den çıkan en güzel kadınlardan Gong Li (Altın Çiçeğin Laneti’nden tanıyor olabilirsiniz) ve Zhang Ziyi (hangi filmini sayayım bilemedim). Son olarak bir de kaymak niyetine Japonya’dan çıkan şahanelerden Takuya Kimura var.

Şimdi tüm bu güzelliklerin yanında film zamanında festivallere yetişsin diye biraz acele montajlanmış, bu da maalesef arada hissediliyor, ama garip bir şekilde ben çok keyif aldım ve rahatsızlık vermedi. Ama şunu da belirteyim sahnelerde hızlı geçişler, konuda akıl karıştıran detaylar ve bir müzik-görüntü karmaşası oluşuyor arada, uyarayım. Yine de sıkılmadan ve merak ederek bir 2 saat geçirdim. Zaten dediğim gibi WKW o kadar yetenekli ve insanın kalbine dokunmayı başaran bir yönetmen ki, arada kakafoniye dönen bu film bile bitince “ne güzeldi” dedirtmeyi başarıyor izleyene.

Son söz olarak Chungking Express ve özellikle ve In the Mood For Love’dan sonra izlenebilir, ama izlenmeli diyerek tavsiye edeyim. Yakında bir Wong Kar Wai filmiyle daha görüşmek üzere:D