Japonya- Gözlem ve Tespitlerim

Baştan uyarımı yapayım da sonra birileri çıkıp “Öyle değil bikerem”lere girmesin. Bu yazıdakiler benim kısa süreli Japonya görmüşlüğümden yola çıkarak yazdıklarımdır ve kesinlikle doğru olduklarını iddia etmiyorum. Biri çıkar “Ben Japonya’da yıllarımı geçirdim, yanılıyorsun küçük kız.” derse, susar otururum. Ya da niye oturayım arkadaş, ben uyarımı baştan yapmışım.

O halde başlıyorum, arkadaşlar hazır mısınız?

* İlk merak edileceklerden birinin bu olduğunu düşünerek, Japonların Türk olduğumuzu duyunca gösterdikleri tepkilerden bahsederek başlayalım. Orada burada Japonlarla iletişime geçtik tabi ki. Direkt gelip nereli olduğumuzu soran da oldu, bir şey sorduğumuzda ya da fotoğraf çektirirken merak edenler de. Bir kısmının bilmediğini düşünsem de, sanırım daha çok Turkey deyince anlamıyorlar. Torukojin dediğimiz anda “Haa Toruko” tarzı tepkiler geldi genelde. Mesela bir mağazada bir kadının kucağında köpek gördüm ve sevmeden edemedim. Kadın İngilizce nereli olduğumuzu sordu. Aslında şaşırdım çünkü İngilizce konuşan Japon bulmak hayli zor. Kadın öğrenir öğrenmez “Kapadokya!” tepkisini verdi. Ziyaret edip etmediğini sorunca da arkadaşından duyduğunu söyledi. Ben de “O halde bekleriz” diyerek kültür elçiliğimi yaptım. Sonra hemen orada mantı açtım. Ardından Astrea ile halk danslarını sergiledik ve.. tamam lan yapmadık tabi. Ne uğraşcam.

* Üstteki maddede de hafiften değindiğim gibi, Japonlar İngilizce bilmiyor ya da muhtemelen çekiniyorlar. Ancak ben nokta atışı yaparaktan bir kaç bilene rastladım. Yine de çoğunlukla mal mal bakıyorlar yüzünüze, konuşmaya çalışsalar da dilleri dönmediğinden dediklerini anlamak zor olabiliyor.

* İngilizce bilmeseler de gitmeden önce de hep duyduğum gibi çok yardımseverler. Mesela Astrea ile Ikebukuro’daki metro istasyonunu aradığımız bir gün (Suspus‘un tavsiye ettiği Otome Road’u ararken arka sokaklarda bulmuştuk kendimizi) ışıkta bekleyenlere yanaştım ve üç kişilik bir gruba sordum. İçlerinden sadece biri çat pat İngilizce biliyordu. Ancak hiç biri tam nerede olduğunu kestiremedi. Sonra kız kendini helak etti ve gidip başkalarına sormaya başladı. Sonunda tarif ettiler. Bazen siz bir şey sorduğunuzda telefonunu çıkarıp, internetten bakanlar bile oldu, o kadar yardımseverler.

Şemsiyelerinizi binada dolaşırken yanınızda taşımak istemiyorsanız kolayı var:) Japon bunu bile düşünmüş.

* Laf yedik. Evet Japon apaçilerden laf yediğimiz de oldu. Yabancı olduğumuzu görüp, kırık dökük İngilizce’leriyle laf atanlar mı dersin, kawai diyenler mi? Biri 32 diş “Hiii!” diyerek el salladı, en çok ona güldüm. Bir de Shibuya’da ana caddeden kopup, kendimizi garip bir arka sokakta bulduğumuzda ben hala fotoğraf çekme derdindeyken biri “Piisu (Peace)” diyerek poz verdi kendince. Karşılıklı gülümsedik falan. Durduk yere selam verenine bile rastladım (Ahh o uzun saçlı çocuk T_T). Nedense onlar laf atınca Türkiye’deki gibi rahatsız hissetmedim kendimi:P

* Laf erkeklere gelmişken, genelde çekingenler hep duyduğumuz gibi ama anladığım kadarıyla işin sırrı bir kaç kadeh içkide yatıyor. İçilen mekanlarda hiç utanmaları yoktu valla, bir pubda hepimizle tek tek tanışıp, masaya musallat olanına bile rastladık. Erkekler tarz giyiniyor ve bakımlılar. Ancak tarz giyinenleri daha çok Harajuku’da falan gördük. Kalanı beyaz gömlek, siyah pantolon olayında- çalışan kesim. Ikemenler yani yakışıklılar da sadece doramalarda değil, sokakta da rastlanıyor kawai delüğanlulara. (Her ne kadar Suspus ikemen yok idi dese de)

* Bisikletlere en az araba kadar, hatta daha fazla rastladığımızı söyleyebilirim. Önceki yazılardan birinde fotoğrafını paylaşmıştım, otoparkları (bisikletpark?) bile var bunun için. Sokaklar onlarla kaynıyor. “Bike Parking Violations Office” bile gördüm. Aynısını Türkiye için temenni ettim.

* Tabi ki adamların gayet hızlı metroları (shinkansen) varken, ulaşım onlarla sağlanıyor çoğunlukla. Metroda sayısız hat var resmen, sistem çok karışık. Gideceğiniz hattı bulduğunuzda bile tekrar haritadan bakıp, doğru kapıyı seçmeniz gerekiyor. Bulunduğunuz yer atıyorum gri hatsa, gideceğiniz yer ise kırmızı hatsa oraya en doğru aktarmayı nasıl yapacağınız size kalmış. Yine de çözmesi zor değil. Metro girişlerindeki makinelerden bilet alabiliyorsunuz. En mantıklısı kombine biletlerden almak. Tüm hatlara bir gün boyunca sınırsız kullanabileceğiniz bilet 1600 yen civarı ama daha az hatta gidebilen 710 yenlikten almak daha mantıklı, daha çok aktarma yapıyorsunuz ama paranın çoğu cebinizde kalıyor. Bu bileti turnikeler yutuyor, diğer uçtan geri çıkıyor. Limitiniz bitince ise geri vermiyor. Sadece girerken değil, çıkıştaki turnikelerde de kullanıyorsunuz. Tabi orada kalıcıysanız Kentkart benzeri zımbırtıdan alın, ne uğraşacaksınız. Tokyo metrosunun haritası ve günlük bilet alttaki fotoğrafta mevcuttur.

* Sokaklar çok temiz ve Japonlar gerçekten hep duyduğumuz gibi kurallara harfiyen uyan bir millet. Gecenin bir yarısı, ufukta arabanın gözükmediği ara sokaklarda bile yayaya dur yanarken kimse yola atlamıyor, onu yapan genelde bizdik:D Bunun haricinde çok dakikler ve bir şeyin vaktinde yapılması onlar için önemli.

* Sigara mevzusuna gelelim. Cafe ve restaurantlarda sigara içiliyor. Bazılarında ayrılmış bölgeler var, bazılarının ise her yerinde içmek serbest. Genelde içki olan mekanlarda her yerde içiliyor. Ancak havalandırma iyi olduğundan dumana boğulmuyorsunuz, ben içmeme karşın dumanaltı olmaktan rahatsız olurum mesela. Sokaklarda ise “Smoking Area” bulmak durumundasınız, ancak oralarda içiliyor.

Asakusa Tapınağı’nda (Tokyo) ibadet edenler.

* Havalandırma demişken, metro ve marketler buz gibi, uyarımı yapayım da.

* Mağaza vb. yerlerde ise krallar gibi karşılanıp uğurlanıyorsunuz. Oradan buraya döndüğünüz anda asık suratlı ve “İyi günler” demenize karşılık vermeyen çalışanları görünce farkı daha iyi anlıyorsunuz. Çalışanlar- bu her adım başı bulduğunuz FamilyMart, Lawson gibi bir market olsa bile- her müşteri geldiğinde “Hoşgeldiniz beşgittiniz”lere giriyor. Siz mağazadan çıktıktan sonra bile arkanızdan teşekkür edip duruyorlar. Mesela bizim Kpopçulardan birinde albümleri tamamen kendi mallığımdan devirdim. Kız benden binlerce kez özür diledi. Ağzım açık kaldı, “Sen niye özür diliyorsun bal böceğim? Hatalı olan benim. Benim kellemi vurun.” diyemesem de, kendi hatam olduğunu ve sorun olmadığını söyledim.

* Restaurant ve pub çalışanları ise sabrın vücut bulmuş hali gibiler. Çoğunu başımızda dakikalarca tuttuk, şunda ne var, bunun içindeki ne diye sorarken ağaç oldular tabi ama hala gülümsüyordu bitanelerim, canparelerim.

Müzede çaktırmadan bana da poz veren liseliler (ya da ortaokul bilemedim^^)

* Şu ayrı odalarda takılınan restaurantlara da, yerde oturulanlara da gittik (berbat açıkladım ama anladınız). Japonlar çok geç saatlere kadar eğlenmiyor ama iş stresini atmak için çok içiyorlar. İçince de taşkın hareketlerde bulunabiliyorlar. Kapalı odalardan baya gürültü geliyordu, ortalık yerde delirdiklerine de bizzat şahit olduk. Yani hep bahsedilen çekingenlik yeni nesil için pek geçerli değil.

* Vending machine’i unutuyordum neredeyse. Şu otomatik içecek makinelerinden abartmıyorum her köşe başında var. Efendim kahve ağırlıklı satanı mı dersin, dondurma satanı mı? Sigaramı otelde bıraktığım bir gün sigara ihtiyacımı bile hemen karşıladı cınlırım. Ama paranın çoğu buna gidiyor, içesiniz yoksa bile “Anam bu değişikmiş, tadak bakalım” gazıyla alıp duruyorsunuz.

* Japonya pahalı memleket. Kesinlikle çok pahalı. Hele kafanızda her aldığınızı Türk parasına çeviriyorsanız, yandınız. Elinizi cebinize atamazsınız. Bir de biz neye göre fiyatlandırdıklarını anlayamadık pek. Mesela çorap görüyorsun 800 yen ama 200 yene bira var. Böyle bir garip. Türk parasına çevirmemek en mantıklısı, çevirirseniz her şey fahiş geliyor ve elinizi cebinize atamıyorsunuz.

* Ucuz alışveriş imkansız değil ama. 100 yenciler var bizim 1milyoncu hesabı. Oraya gidip, alışveriş yapılabilir. Özellikle ballı ekmek olsun, melonpan olsun, tavsiye edilir ara öğün olarak.

Seyyar arabadan aldığımız Melonpan, sıcacık ve lezizdi.

* Ünlüler alemine kıvrak bir geçiş yapayım o halde. Ünlülerden TVde en çok gördüklerim Matsumoto Jun ve Haruka Ayase idi. İkisini de pek severim. Bunun haricinde billboardlarda, mağazalarda beğenerek izlediğiniz isimleri görüp durmak da iyi hissettiriyor. Misal Kimutaku’cuğum pek çok billboardda karşıma çıktı ve yüzüme gülücükler yerleştirdi. Keza Kame, Hiroki, Sato da sık rastladıklarımdandı. Gruplardan en çok bahsedilense tabi ki başımızın belası AKB48. İnanılmaz seviliyorlar gerçekten, adım başı cafeleri var arkadaş, her reklamdan çıkıyorlar. Bunlardan Maeda Atsuka gruptan ayrıldı (mezun oldu) ya, son konserin DVDsi çıkacakmış, her yerde bu kızın zırlak suratı. Gerçi o suratı bile özledim. Aslında o kızdan sonra daha da nefret ettim, Sato’m bunu donunu göstere göstere taşımış, gözümden düştün Kenshin. Sanırım saçmalıyorum şu an. Bu arada AKB48’in şu reklamı zırt pırt çıktığından Astrea ile bütün gün bu şarkı ağzımıza takılıyordu, Japonya sokaklarını arşınlarken bunu söyleyip duruyorduk maalesef. Unutmadan EXILE, tabi ki Arashi ve Kat-tun da sık karşımıza çıkan gruplardan oldu.

* Japonya’da kendi gözlemlerime dayanarak en sevilen Koreli ünlünün Jang Geun Seuk olduğuna karar verdim. Her yerde bunun yüzü, reklamlardan çıkıyor. Hallyu dükkanlarında hepsi var zaten de, normal kitapçı ve müzik marketlerde buna ayrılan köşeler bile gördüm. Son draması “Love Rain”i de bir gece Japonca dublajla izlemişliğim var. DVDleri gelmiş müzik marketlere, posterleri falan vardı.

* Hallyu ise etkili Japonya’da. TVde çok rastlamadım, sadece bir kaç Top Ten listesinde Suju’yu görüp gururlandım, bir de B1A4’ü gördük. Ama Kpop ve Kdrama zımbırtıları satan ve benim Hallyu dükkanı dediğim mekanlar her yerden çıktı karşımıza, resmen her yerdelerdi. Kyoto çarşısında bir kaç tane gördüm hatta. İçinde ne ararsanız var, daha önceki yazılarda da bahsettim, bahsetmeye devam edeceğim. Açıkçası bir Jrocksever olarak onlarla alakalı ya da Jpopla alakalı pek dükkan göremedim. Müzik market ve albüm de satan kitapçılarda ise mutlaka ayrı bir Kpop bölümü var, kimi ararsanız albümünü buluyorsunuz. Ganimetlerimi sonraki yazıda sergileyeceğim. Bu arada Gangnam Style’ın esamesi okunmuyordu nedense (Ağustos sonu- Eylül başında gittik.) (Ekleme:Yazıyı bir ay kadar önce yazdım, sonra zaten Gangnam Style’ın Japonya’da popüler olmamasıyla alakalı haberler duyduk. Gerçekten öyleymiş.)

* Yeme içme için ayrı bir yazı yazacağım ama ramenlerden bahsedebilirim. Hazır ramenler bile gerçekten Türkiye’dekilere göre gayet lezzetli. Astrea ile dramalardakini aratmayan şapırtılarla yedik hatta kana kana çorbasını içtik falan. Ben Türkiye’deki ramenleri sevmem çok. Nitekim dönünce yine denedim ve tamamını bitiremedim.

Müzelerde görme engelliler de düşünülmüş.

* Tuvaletler inanılmaz temiz. Yani pek merkezi olmayan bir muhitte marketin tuvaletine giriyorsunuz, yine temiz arkadaş. Daha öncesinden belki bilenler vardır, Japonların çok teknolojik tuvaletleri var. Yani taharet musluğundan gelecek suyun sıcaklığından, şiddetine kadar ayarlayabiliyorsunuz. Bazılarında klozet ısınıyor. Bazılarında klozeti dezenfekte edebileceğiniz bir sıvı var. Bazıları ise suni sifon sesi veriyor, bu tuvalette çıkardığı seslerden utanan Japonlar içinmiş. Hatta birinde karşımızda bir ekran vardı ve manzara resimleri geçiyordu. Orda artık durup “Oha” dedim yani. Giyinme ya da makyaj odası olan tuvaletler de var. En çok sevdiğim annelerin bebeklerini yanlarına alabilmelerini sağlayanlardı, bazı kabinlerin içinde bebek oturağı da bulunuyordu. Yalnız dışarı çıkan anneler için birebir.

* Otellerde ihtiyacınızı karşılayan her şey var. Yüz yıkama jeli mi ararsın, yatarken giymek için yukata mı? Her otelde mutlaka kettle, bardak ve poşet siyah/yeşil çay mevcut. Kettle sayesinde hazır çorbadır, ramendir de yapılabiliyor haliyle. TVlerde genelde bulunduğunuz bölgeye ait kanallar var. Misal Osaka’da bulduğunuz bir kanalı Tokyo’da bulamayabiliyorsunuz. Tüm otellerde bizdeki gibi küçük değil baya battal boy şampuan, saç kremi ve duş jeli var ve hepsi Shiseido. Shiseido bir ürün alamadım ama en azından 10 günlüğüne bunları kullanıp, mutlu oldum kendimce.

Ikebukuro

* Mimari çok etkileyici Japonya’da. Yani mesela Ginza (Tokyo) lüks mağazaların olduğu bir semt. Sadece caddede yürümek bile tatmin ediyor. Mesela oraya giden mutlaka ama mutlaka Aber Crombie mağazasına uğramalı, böyle bir club ortamı, çalışanlar da şöyle falan. Ya da Yamaha’nın mağazasını görmelisiniz. Çektiğim fotolar kötü çıktığından netten şunu sunuyorum sizlere. Herhangi bir semtte metrodan iniyorsunuz ve “Burasının artık çok bir numarası yoktur.” diyorsunuz ama yine de şahane çıkıyor. Mağazalar dıştan bakınca bile etkileyici. Bir de içeri girip, alışveriş yapacak paranız varsa yaşadınız tabi.

* Tokyo’da pek çok gökdelen olmasına karşın, gayet sakin ve huzurlu semtleri de var. Üstelik Tokyo’ya Gözlem Kulesinden tepeden baktığımızda gördük ki, onca gökdelenin arasında devasa yeşil alanlar da mevcut. Gökdelenin altında bile cırcır böceği sesleri duydum ve ağaçlar gördüm. Oraya gidip, parklardan birini gezmezseniz, çok şey kaybedersiniz. Tabi bu sadece Tokyo için değil, Osaka ve Kyoto gibi diğer büyük şehirler için de geçerli. Şehrin gürültüsünden çıkıp bir anda doğayla iç içe kalabiliyorsunuz.

* Elektronik alışveriş için Tokyo’da mutlaka Akihabara’yı ziyaret edin. Gerçi biz iki kez gidip, elimiz boş dönmeyi başardık çünkü yukarda dediğim gibi, kendi para birimlerine göre ucuz, Türk parasına çevirince her şey çok pahalı geliyor. Hani güya biz sıfırları atınca değer kazanmıştı ya paramız, çok da değerlenmediğini daha iyi anlıyorsunuz.

Akihabara

* Akihabara’dan anime zımbırtıları da bulabilirsiniz. Bu arada anime ve manga kültürünün öneminden de bahsetmeden durmayayım. Pek çok binada anime karakterleri görüyorsunuz mesela, buraya gelip, düz beton yığınlarıyla karşılaşmak pek acı oluyor. Bir markete gittiğinizde bile üstünde anime karakteri resimleri olan, ya da küçük oyuncaklar hediye eden içeceğinden, ramenine bir dolu ürün var. Eczanede bile görünce artık yuh dedim. Bir de eğer One Piece izliyorsanız, çok mutlu olacaksınız zira etraf ürünlerinden geçilmiyor. Her yerde animeye dair bir şeyler görmek mümkün. Bu arada mangalar çok pahalı değil, hatta daha ucuza ikinci el manga satan yerler de var. Japonca da olsa hatıra niyetine alınız, biz birer tane kaptık kasadakilerin tuhaf bakışları altında. Tabi kız Japonca manga aldığımı görünce Japonca bildiğimi sanıp, başladı konuşmaya, sonra anladı ki ancak Tarzanca anlaşabiliyoruz.

Harajuku’ya giderken rastladığımız tek kişilik dev orkestra^^

* Tokyo yazımda uzun uzadıya bahsedeceğim ama mutlaka Harajuku’ya da uğranmalı. Benim en çok görmek istediğim yerlerdendi, sokak modasını en iyi gözlemleyebileceğiniz yer. Baya ilginç tipler gördük ve çok keyifliydi. Yalnız sonradan duydum ki asıl Pazar günü gitmek lazımmış Harajuku’ya, aklınızda bulunsun. Gerçi normalde de etrafta anime karakteri gibi giyinmiş bir çok kişi var. Hatta sanırım biz bir de ünlü gördük, fotosu altta. Millet imza aldı (daha doğrusu çocukta bir damga vardı, onu bastı verilen kağıtlara). Tabi biz tanımadığımızdan önümüzdeki sahneyi boş gözlerle izledik. Tabi fütursuzca kamerayı yüzlerine doğrultup foto çekmekten geri durmadık.

*Harajuku’da şahane mağazalar da var. Özellikle bir çanta mağazasında kendimi kaybettim. Biz iki kez gittik hatta bir seferinde yarım saat kaldırımda oturup etrafı izlediğimiz oldu. Kesinlikle hiç canınız sıkılmıyor. Diğer görülesi yerlerden Tokyo yazımda bahsedeceğim.

* Alakasız bir konuya zıplayarak su mevzusundan da bahsetmek isterim. Japonya’da çoğu yerde çeşme suyu içilebiliyor, özellikle otellerde. Yine de musluğun yanına yöresine bakılmalı çünkü içmek için uygunsa mutlaka yazıyor. Yazıyı görmezseniz içmemeyi tercih edin. Bir de restaurant, cafe ve bar gibi mekanlarda su beleş. Hatta gider gitmez masanıza ıslak, sıcak havlu ve su geliyor, bir ferahlıyorsunuz. Yalnız o havludan uçakta da verdiler de sırrını çözemedim. Havlu baya sıcak, hani neredeyse el yakacak sıcaklıkta geliyor ama saniyeler sonra buz gibi oluyor. Çözemedim hikmetini.

*Taksilerin hepsi eski model. Aslında yeni üretilmişler ama hepsi aynı model olsun diye eski modelden vazgeçilmemiş. Şoförler tam şoför gibi giyiniyor ve koltuklarda dantel örtüler var.

Eminim unuttuğum bir dolu detay var ama şimdilik bu kadar. Yakında gezdiğimiz diğer şehirleri, aldığım şeyleri ve yediklerimizi de yazacağım. Eski yazılarıma şuradan ulaşabilirsiniz. Astrea’nın bloguna da uğrayıp, bir de onun gözünden okumayı unutmayın.

Reklamlar

31 comments on “Japonya- Gözlem ve Tespitlerim

  1. Yazarken hiç mi utanmadınız hiç mi arlanmadınız piii giden var gidemeyen var erkek olsam çüküm düşerdi okurkene çok imrendim kızlar yaa 😦

    banada kawaiii diye yavşasınlar banada hi desinler benlede resim çektirsinler istiyorum ama T_T

    Gittiğiniz memnun kaldığınız yerleri not alın çünki Suspus ve sizden Japonyaya giderken bir gezi haritası çıkarırken yardım isteyeceğim ^^

    Umarım daha uzun süreli gitme fırsatı bulursunuz diyerek iyi dileğimi ekleyerek sempatik bir kapanış yapıyor ve öpüyorum ^^

    • Çükü düşermiş, sus allasen ya çok güldüm aklsjalksjklasj
      O kıskanç girişten sona sempatik kapanışın içime sinmedi Demetgız, bunu da yaz köşeye. Ama yufka yürekli bir insan olduğumçün haritada yer seçiciim sana:D

  2. arkadaşlar hazır mısınız? asdasdasd Allah cezanı Gacım illa bir ekşın illa bir falso illa bir röveşata olmalı değil mi (: Tamam burada koptum devamını okumuyorum 😛

    Köpek sevdiğin kadından kapodakya ismini duyman çok şaşıtıcı değil ziraa Memlekete giderken bir otobüs dolusu çekikle saatlerce yolculuk yaparken dibim düşüyor ama nedense hepsi pek bir soğuk nevale sıtayla takılıyor. Haplarına içki atarım korkusu duyuyorlarsa demekki ! Tipimde müsait hem kaikaikai

    Tek tek yazayım yorumum bol olsun didimdi başta ama hepsini tek bir nefeste okumak daha eğlenceli oluyo kusura bakmıycan artık (: Ulaşım sistemini çözmüşsen bir şehri çözmüşsün demektir bence gaco 2. seferden sonra artık Japonya avcunun içi gibi bilindik bi yer olacakmış gibi hissettim ^^

    Yazının devamnını beklemeye devam eden gacından sevgilerle 😀

    • Aslında “ırkıdışlır hızır mısınız?” olcekti o, yanlış yazmışım.
      Senin yanına düşen masum Japonları düşündüm de..oralara gitmemen isabet olur 😀
      Tek tek yazmadığın için yazıyı sittin sene yazmıcam (şaka şaka, her şekilde yakın zamanda yazamam zati :P)
      Şehri çözdük kendi çapımızda, gerçi yanımda Astrea olmasa ben o mallıkla az kaybolmaz idim akljaskljs haritadan hiç anlamıyorum.

      • Yaa, sizin aranızdaki yorumlaşmalarınıza ayrıca bayılıyorum. Yazıyı zevkle okuyup bitirdikten sonra hemen yorumlara geçiyorum 🙂 güle güle okuyorum.. Sevdim sizi be Asyasever kızlar:)

  3. Çok şahane, güldürmeli ve natsukashii bir yazı olmuş ellerine sağlık. Ekleyecek bir şey bile bulamadım. O kadar zaman geçirince oralarda ne yazsam sıradanmış gibi geliyordu ama sen yazınca anladım ki değilmiş.

    Ikemen yok ya öyle arada bir denk geliyorsun sizin gibi gezseydim belki ben de görürdüm ama ben her gün okula git gel, arada ikebukuro, harajuku yapıp duruyordum. Ama okuyunca bi kere daha ne kadar özlediğimi anladım. İçim özlem ateşiyle yanıp kavruluyor şu an (abartmıyorum) Tuvaletlerden tut, caddelerine, kurallarına kadar her şeyini özledim Tokyo’yu….

    O tuvaletler bu kadar temiz olmasa bugün zilyon tane hastalıktan japonlar ve benim gibi ağzıyla içmesini bilmeyenler ölüp giderdi herhalde 😀 Eğer otellerde su temiz değilse ve ketıl varsa suyu ketılda ısıtıp sonra mini buzdolabında soğuttuğunda da on numara oluyordu (denemişliğim var) Böbrek taşı düşürmeye çalıştığım son bir ay hemen hemen her yerde (konbiniler de dahil) tuvalete girmişliğim olduğu için bazı tuvaletlerin o kadar detaylı ve temiz olduğunu söyleyemem ama o kadar kusur kadı kızında da olur zaten…

    Ikebukuro’daki otome road’u bulmak için japon bir çiftten yardım almıştık. Şansa ingilizceleri vardı ama hiçbir şey anlaşılmıyordu… Japonyadaki en büyük problem ingilizce konuşan birilerinin az olması, olanların da dediğinden hiçbir bok anlaşılmaması. Dili öğrenin kardeşim, biz türkler için Japonca öğrenmek hiç de o kadar zor değil.

    Onun dışında şunlar çok önemli detaylar; Mağazalarda, marketlerde çalışan insanların sınırsız yardım severliği ve güler yüzlülüğü. Caddelerin bal dök yala cinsten temziliği. Çöplerin ayrıştırılıp atılması. Ulaşımı kolaylaştırmak adına yaptıkları o karışık metro hatları (ki 1 hafta sonra öğreniyorsunuz) Tek bir taşıt olmasa da yaya kurallarına sapına kadar uyulması. Taksicilerin hayattan bezmiş ve kandırıkçı tipler olmaması (zaten hemen hemen hepsi 50 yaşın üzerinde) Biraz bile olsa Japonca bilen biriyle ellerinden geldiğince sohbet etmeleri. Her ne olursa olsun sizleri cesaretlendirmeleri. Veeee acile kaldırıldığımda elimi tut diye ortalığı yıktığım acil servisteki çocuk… deermişim akjdaksldjkasld

    • Sağol canımcım 🙂
      Sen uzun süre kaldığın için muhtemelen anlatacak çok şeyin var ve nereden başlayacağını bilemiyorsun ama ben senden de böyle detaylı yazılar okumak isterim 🙂
      İçinin kavrulmasını çok iyi anlıyorum, bu yazıyı yazalı oldu aslında ama bugün fotoları seçerken çok özlediğimi fark ettim bininci kez. Ne güzel memleket şu Japonya ama gitmek iyi mi oldu, kötü mü karar veremedim. Gidip dönmek çok pis koyuyor adama.
      Normalde dışarda tuvalete girmekten imtina ile kaçınan biri olarak Japonya’da içimde tutmadım ajsaklsjkl demek pis tuvaletleri de var, özellikle inceledim ama rastlamadım. Belki hep iyi yerlerinkine girmişizdir^^
      Dediğin gibi İngilizce büyük sorun. Japoncam da çok karman çorman ve kulaktan dolma olunca işaret dili devreye girdi arada. Bilseler de anlaşılmıyor ki dediğin gibi, uçaktaki Koreli hosteslerin hepsi İngilizce biliyordu güya, anlayana dek göbeğimiz çatladı.
      Hahah son paragrafa bayıldım ve harfiyen katılıyorum..sondaki detay hariç 😛

  4. http://youtu.be/Gj6D7dkS3Dk fonda duyulan ses budur!
    Hazırııııııım!
    Kendimi güvende hissetmekle, ikinci tura beni götürmekten vazgeçtiğini(zi) düşünerek endişe duyduğumu itiraf ediyorum. Buraya dikkat lütfen kıskanmıyorum.
    Gitmek isteyeceğim her yeri bilen iki fıstık hatunla gitmenin güveni ile hatunların bebelere sarkmamın cezalandırılması arasındaki ince çizgideyim ki ben 😛
    İngilizce catpatsa ben süper anlaşırım bebeğim sen geri dur. Şimdi sen bizim telaffuzu çözemezsin falan 😀
    Zamanında değerlendirmeyip şuan “ahh o uzun saçlı çocuk T_T” yakınmanı yersiz buldum ve sana yakıştıramadım. Kimbap hatun o maçı alırdı. Neyse yeni fırsatlara artık… Onca nüfus olan bir yerde tüm yakışıklılar ünlü olmuş olamaz. Kenarda köşede keşfedilmeyi bekleyenlerden umudu kesmemek lazım 😛
    Bisiklet kiralanabilen yerlerde vardır kesin. Bisikletle gezmek güzel olabilirdi. Tabi bendeki balık hafızayla bisikleti kiraladığın yeri yeniden bulmak sorun olabilir. Kararsızım (yürümek popoma zor geldiyse tabii) O metro nedir arkadaş (İZMİR METROSU(!) film şeridi hatta kısa film şeridi gibi geçti gözümün önünden…)
    Ayrı takılınan odaya dalma isteği ile kıvranmadınız mı itiraf edin. İçeride her şey olabilir. İçerden herkes çıkabilir. Sırf bu merak yüzünden mekan kapanana dek beklenir aslında. Tabii mekanı iyi seçmek lazım. Tüm sorunlar (yemek-yatak-wc) daha ne olsun irtica etsen başın ağrımaz.
    Bana göstermediğiniz gizli saklı ganimetler olduğuna yönelik teorim hala taze. Burdan tek tek kontrol edeceğim.

    • Gidicük beraber dur seğğn ama enişte bey de gelicek ve sen kös kös otururkene biz Japon yakışıklılarla salkımdan üzüm yiyicük 😀
      İngilizce telafuz konusunda Astrea’nın da durumu malum ama pek işimize yaradığını söyleyemem akkajskajsklas
      Uzun saçlı eleman çok pis içimde kaldı, ivet ama bi dahakine acımam! (Bu odunlukla zor, evet biliyorum)
      Bisiklet kiralanan yer de vardır ama biz gün içinde 5-6 semt gezmeye kasınca pek işlevi olmazdı sanırsam ve biz de yeri kaybederdik, adımız hırsıza çıkardı kesin 😀
      Ayrı odalarla alakalı fikrin beynimde devasa bir ampul yaktı, nasıl gelmemiş aklıma nasıl!! Çok kızdım kendime. Bi dahakine artık.
      Ganimetleri gösterdik canım aaa kurcalama sen de 😀

  5. Ah ah yine fotoğraflarla ve anılarla oradan oraya süreklendim, hüzünlere boğuldum, özlemlere daldım ve sonunda o hırçın denizden çıkmayı başarıp yorum yazabildim adssadsdsd
    Japonya yaktın bizi oraya gidip görmeden bu kadar güzel olabileceğini bilmiyoduk ama öğrenince insan kolay kolay kurtulamıyor etkisinden:)
    O metro haritası sayesinde harita okuma bilgim gelişti yemein ediyorum Luffy’nin tayfasına rotacı olarak alınıp Nami’ye meydan okuyabilirim bu saatten sonra dsfasds
    Kaybola kaybola yolumuzu bulmakta çok eğlencelidi, hep diyodum kaybolmak istiyorum diye bir hayali gerçekleştirdik ahahah
    Japon Yen’ini Türk parasına çevirmeme konusunda çok haklısın zaten o yüzden başta hiç bişi alamadık sonra sırf Yen olarak düşününce bi kaç parça bişi aldık allahtan aadsdsd
    Bu yorum bir destana dönşebilir o yüzden şimdilik bu kadar, senden böle postlar sık sık bekliyorum ama 😀

    • Ah dostum, ne zaman kurtuluciiz bu bunalımdan?
      Gerçekten oraya gitmek insanın sevgisini katlıyor, tekrar görmeyi istiyorsun delice. Gitmeden daha iyiydik ya la.
      Valla ben Nami’ye rakip olamicime eminim, harcar beni. Sen yeteneklerimi birince elden gördün zati askalskşlaskş
      Kaybolmak güzeldi ya, üç semti de bedavadan gördüydük askljasjakslkls
      Devam edicüm yazmaya dostum, sen de yaz 🙂

      • Valla paranızı har vurup harman savurmayın da, hemen biriktirip yine gidin.
        Biz gidemiyoruz bak çoluk ,çocuk, koca, kaynana. ben kadına kore desem korse anlar, japonya desem uhu sanar, o yüzden siz gidin de ben de sizi buralardan okuyayım 🙂

  6. Uzunca bir yorum yazacaktım ama sigara içiyorumdan sonrasına odaklanamadım :)) Bıraktıydın hani sen? Neyseeee… Böyle uzun, güzel detaylı postlarınızı bekliyoruz efem. Japonya anlat, anlat bitmez bence. Ellerinize sağlık. Bir sonraki yazıyı merakla bekliyorum. Sakın gitmeyin, görmenize gerek yok dediğiniz yerleri ve mekanları da bekleriz efem 😀 😀

    • Evet zamanında bilmiş bilmiş sigarayı bırakmanın güzelliğinden bahseden ben çoktan başladım 😥
      Yazılar devam edecek ama nedense sakın gitmeyin diyebileceğim yer görmedim Japon ellerinde 😀

  7. götürrrrrrr beniiiiiiii gittiiiiğiiiiiiiinnnnnnn yıreeeeeeeeeee kimbapımsushim 🙂 (bu cümle küçük emrah modunda söylenmiştir bknz. Küçük Emrah modu: kaşlar havaya doğru hafif üçgenimsi bir şekilde kaldırılıp boyun 45,75 derecelik bir açı ile sağa bükülecek bununla beraber omuzlar olabildiğince aşağıya sarkıtılarak ezik büzük bir hava verilecek ve dudaklar hiç kıpırdatılmadan cümle söylenecektir.)

    • Emrah karşımda duruyormuş gibi net şu an ve senin yüzünden içimden “Götür beni gittiğin yere” (ya da adı her neyse) söylemeye başladım:'(
      Siz de gider, hayalinizdeki ülkeleri doya doya gezersiniz umarım 🙂

  8. Japonya’ya karşı o kadar da ilgim olmamasına rağmen nasıl iştahlandırdın anlatamam:D söylediğin her yeri gezmek istiyorum napsak:D

    şu barda laf atma olayı Koreliler’de de varmış bak.. geçenlerde Türk bir tiyatrocu söyledi, kadına laf atmışlar hep bitufıl gööörll diye asdfghjjhg demek içmek çekiklere yaramıyor kjhgfdsdf

    hof nasıl iyi geldi yazın şu depresif ruh halime.. yılmadan çalışayım da para kazanıp ben de gidebileyim oralara yareppim amin!

    devamını bekler, esenlikler dilerim..

    • Sevilmez mi dostum yea, sevin, gidin, görün 🙂
      Demek Kore’de de varmış, ağızlarıyla içmiyor köftehorlar.
      Ben de bu züğürt günlerimde gezinin değerini daha iyi anladım, tekrar gidilecek! Ama önce Kore’yi aradan çıkarmam gerek 🙂

  9. öncelikle gezip birde bunu eğlenceli bir şekilde bize aktardığınız için tebrik ederim sizi.bende mart sonu nisan başı gibi inşallah japonya-kore gezisine çıkmak istiyorum.internetten okuduğum japonya notlarının hepsi biraz mekanik gelmişti ama sizinkini çok beğendim.ama ama hep sormak istediklerim aklımı kurcalıyor geziniz ne kadar sürdü,hangi otellerde kaldınız,ortalama ne kadar bir bütçe ayırdınız ?yol göstericiliğinizi beklerim.(ayy çok mu çıkarcı göründüm ne.umarım sizde benim gibi gezdiğiniz yer sorulunca saatlerce anlatmaktan zevk alanlardansınızdır)

    • Teşekkürler güzel sözlerin için öncelikle. Japonya’yı görmek için en şahane zaman Mart civarı, sakura zamanı zira. Bi gün o zamanlar da görme hayalim var umarım gerçek olur 🙂
      Diğer detaylar için mail adresinden ulaşacağım bir ara, otellerin hepsinin adını hatırlamıyorum, tekrar gezi programına bakmam gerek falan. Yakında ulaşıcam sana 🙂

      • sabırsızlıkla bekliyorum.sende gel bizimle bizde kızkıza gidiyoruz ayrıca oradan koreyede geçeceğiz ;)ama biz tur şirketiyle değil kendi kendimize kimseye bağlı kalmadan keşfetmek istiyoruz

      • Çok isterdim ama benim için uygun bir zaman değil.
        Ben turdan çok memnun kaldım ama kendi başınıza da ayrıca keyifli olacaktır. Biz de serbest günlerde çok eğlendik 🙂
        İyi yolculuklar şimdiden.

  10. ben ımmm nasıl anlatsam çekik gözlü severim pek ayırmam ama nedense şimdiye kadar kore dizileriyle daha çok haşır neşirdim, sonra ufak ufak daha bir haftadır manga nedir?, anime nedir? daha işin anlıyacağınız alfabesindeyim derken hoppp nasıl olduysa gecenin bu saatinde ( birazda internet ve teknoloji özürlüyüm) hani şu senin shoujo ( seni nasıl bulduğumu şimdi keşfettim 🙂 bu kelimenin anlamına bakarken :))) da anlatılan olmazsa olmazları gibi çok güzel anlatmışsın, kore dizileri ve daha eskilerden jackie chan in filmlerini izledikçe hep gitmek istediğim yerlerin başında gelmekteydi uzakdoğu 🙂 kesinlikle senin bloğun baştan sona biiyice okumam lazım sanırsam çok faydalanacağım kesin ama bende kübra (adaşım) gibi gerçekten çok merak ettim nasıl gittiniz? tur şirketleri mi diyeceğim ama yazıdan pek o yönde birbilgi geçmedi sanırım atlamadıysam, gerçekten ne kadar bir bütçe ayırdınız? ne çok soru sordum dimi??? hım ben bir bloğunuza takıla durayım siz vaktiniz olur da bana dönerseniz çok sevinirim…

    • Hmm ilginç. Bugün bütün Kübraların uğrak yeri olmuş buralar.
      Blogumu beğenmene sevindim, iyi keşifler:)
      Mail ile döneceğim ama kısaca diyeyim tur şirketi ile gittik ve baya bütçe ayırdık. Ne yazık ki pek ucuz değil bu işler :/

      • Merhaba, yazınızı keyifle okudum. Ben de bu bahar bir Japonya seyahati yapmayı düşünüyorum, ancak bir yol arkadaşı bulamadım ve bu yüzden tur ile gitmeyi düşünüyorum. Tercih ettiğiniz tur şirketini benimle de paylaşırsanız çok mutlu olurum. Şimdiden teşekkür ederim.

  11. Geri bildirim: Japonya – Yediğin İçtiğin Senin Olmasın Diyenlere | Kimbapsushi's Blog

  12. anaaaaaam annnnnamm nasıl içerlendim, nasıl atarlandım, nasıl bi tıhaffff oldummm ki anlatamammm =( niyseee evvellllaaa bu karamasık ruh halımden yarı yarıya sıyrılarak efsanevı curretkar sorularımı sıralamak ıstıyorummm
    1-hiç orda bi yerde bilbordlarrrda Namie Amuro dıkkatını cektı mı?
    2-anımelerde hıcc ‘Nana’ yı gordun mu
    ve gelelım can alıcı sorumaaaaaaa
    3-aşkitoşkum,canişkoşum,şapşalişkoşum Mika’m Nakashima’m mı hiçç bi yerde yani canım kendisini kastedmiyorumm =P fotosu,zartı zurtu nu hiç gördün mü, hani olur ya bi anadalar gidersin sonra bi kafayı kaldırırsın onu gorur gıbı olursuuun yaaa hani öyle bi şey olmuş olabiler miii?
    4- kişisel bir meraktn ötürü doğmuş sorum – jrock dınlıyorsun ya peki Anna Tsuchıya dınler mısın veyada Olivia Lufkinnn. İştenem bu kadar.

    şimdiiii saçma-bağlantısız ve mantıksız sorularımı dıye cumleye baslayarak, bi numaralı mütevaz oldugumu da gosterdıgımeee goreee notun dıbıne geldi sıra= anneeeeemmmmmm =) ayhhhh (çüş deveni nalı,atın alnı anne ne lannnn, unni diyereeekkk devammm edeyim bari) Kore’ye ne zaman gideceksin? Kore’den ne zaman döneceksin? Kore’yi ne zaman yazcaksııın?
    neyse opüldün,sevilyorsunnn bayyyyyy anyonsiooo çüszzzss avdekyuuuuuuuuuu =*

    • 1. Namie ablayı görmedim ortalarda.
      2. Animelerde Nana’yı görmedim ve bu gayet normal bence çünkü ongoing animeler, bir önceki sezon animeleri ya da uzun soluklu animeler oluyor genelde ortalarda. Malum Nana yayınlanalı baya oldu. Mangası bile yıllardır güncellenmiyor.
      3. Mika’yı da görmedim.
      4. Anna ve Olivia’yı Nana dolayısıyla bilirim, Jrock piyasasında çok etkili ya da bilinen isimler değiller. Daha ziyade anime ostsi nedeniyle izleyenler çevresinde biliyorlar. Ama sevdiğim ablalardır^^
      Kore’ye de gitmek ister tabi deli gönül ancak maddi olarak az biraz belimi doğrultmam gerek^^

  13. kuzucuuuummm beline sağlık dilerim evvelaaaa ammavelakin bende gittiğimde hiç birine göremezsem yakarım uleeeen o Japonyayıııııı, selamlar öpüldün iyvallaaahhhh =*

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s