Güney Kore Hakkında Faydalı Bilgiler 1 – Seyahat

2-20_incheon_1

Uzun süren suskunluğumu sonunda faydalı olacağını umduğum (ve sıkıcı olacağından kimsenin okumayacağını bildiğim) bir yazı ile bozuyorum sevgili (kaldıysa) okurlar.

Biliyorsunuz bir süredir Kore’deyim. Bu dönemde bir kısmınızın benden burası hakkında bir yazı beklediğini de biliyorum. Uzun süre -tamamen üşengeçlikten- bu fikri geçiştirdim. Sonuçta ben 12 günlük Japonya seyahatini anlatmayı bile üşenerek yarıda bırakmış insanım, maalesef derdimi kısa yoldan ifade edemiyorum. Zaten Seul’de geçen ayları tek bir yazıya sığdırmam imkansızdı, üstelik buraya direkt altı aylığına gelince hiç turist hissiyatıyla gelmedim ve o şekilde de yaşamadım.

En sonunda yazıları konsepti olan bir seriye dönüştürmeye karar verdim ve faydalı olacak bir şey olsun istedim, zira burası hakkında bolca soru geliyor ve ask.fm’de cevaplar bir süre sonra yitip gidiyor. Bu şekilde yazılar da daha kısa olacak ve umuyorum yazmaya üşenmeyeceğim. Tabi uyarımı yapayım, vereceğim bilgiler her zaman en uygun ve doğru bilgiler olmayabilir ya da o konularda benden daha bilgili birileri olabilir. O durumda lütfen düzeltmekten çekinmeyin. (nasıl resmiyim)

Öncelikle kolay ve herkesin bildiği kısımdan başlarsak, Türkler olarak biliyorsunuz ki 90 güne kadar vizesiz Seul’de kalabiliyoruz. Bunun anlamı; pasaportunuz (en az 6 ay süresi olması gerek) ve uçak biletiniz olduğu sürece Kore girilmesi zor memleket değil. Hiç yurt dışına çıkmamış arkadaşları bilgilendirmem gerekirse pasaport başvurusundan sonra en geç 4-5 gün içinde pasaportunuz direkt adresinize postalanıyor. Yani o işlemler artık hayli basit. 500 küsur lirayı gözden çıkarırsanız 10 yıllık pasaporta sahip olabilirsiniz, paraya sıkışık değilseniz onu tavsiye ederim uzun vadede çok daha hesaplı.

Benim yazıda odaklanacağım daha ziyade işin seyahat kısmı.

incheon_airport_airstar_avenue

Türkiye’den Seul’e gidiş 9-9.5 saat dönüş ise 11-12 saat sürüyor. Bu yüzden açıkçası ben hep direkt uçuşları tercih ediyorum çünkü bir de aktarma çilesi ile uğraşmak ve yolculuğu daha da uzatmak pek işime gelmedi bugüne dek.

Türkiye daha doğrusu İstanbul ve Seul arasında aktarmasız uçan üç havayolu şirketi var; Korean Air, Asiana Airlines ve Türk Hava Yolları. Ben geçen yıl da, bu yıl da Asiana’yı tercih ettim ama daha önce Japonya’ya Korean Air ile aktarmalı gittiğim için o havayolu şirketi hakkında da fikrim var. THY’yi bilmiyorum maalesef.

İlk olarak fiyattan başlarsak ortalama 2000 TL’yi gözden çıkarmanız gerektiği ile başlayalım. Hasbelkader -benim geçen yıl denk geldiğim gibi- kampanyaya denk gelirseniz de en 1900’e de düşebilir. Bu en düşük aktarmasız uçuş fiyatı ancak bu üç şirket arasında yine farklılık gösteriyor. Korean Air bizim THY misali Kore’nin en lüks ve pahalı bilinen şirketi olduğundan orada fiyatlar 2200’ü buluyor genelde, yani 2000 biraz hayal olabilir. THY’de fiyat 2025 civarı. Asiana’da 2000-2050 arası oynuyor. Bu verdiklerimin hepsi gidiş-dönüş bilet fiyatları, uzun süreliğine gidecekseniz bile mutlaka gidiş-dönüş alın!

Şimdi bileti alma zamanından başlarsak, kesinlikle erken almanızı tavsiye etmiyorum çünkü bir hafta önce de alsanız aylar önce de alsanız fiyatta neredeyse hiç oynama olmuyor, bu yüzden her türlü durumu, son anda çıkabilecek sorunları veya karar değişikliklerini göz önüne alarak bileti erken almayın. Bu uçuşlar İzmir-İstanbul gibi hıncahınç dolan ve koltuk azaldıkça fiyat artan uçuşlar değil emin olun. Hatta Korean Air ve Asiana o kadar uzak tarihler için rezervasyon yaptırmıyor, uçuşları bile göstermiyor. Kanıt olarak aşağıdaki tarihler ve fiyatları veriyorum. Biri bir hafta diğeri yaklaşık beş ay sonrasının rezervasyonu ve fiyat aynı.

THY1  thy2

Bileti gidiş dönün alın tabi ama uzun süre kalacaksanız dönüş tarihinden çok emin olmayabilirsiniz. Asiana eskiden tarihi değiştirseniz bile ek ücret almıyordu, nitekim ben Aralık’ta iki hafta sonraki uçuşum yerine son anda iki gün sonraki uçuşla dönmeye karar verdim ve bir telefonla değiştirebildik. Ancak artık Asiana da ücret alacak Nisan ayından itibaren. Tarih değiştirecekseniz THY 50 Euro, Asiana da 90 Dolar alıyor (yanlış hatırlamıyorsam). Yine de tek gidiş bilet almaktan hesaplı tabi.

Bunlar en pahalı ve rahat seçenekler. Eğer daha ucuz isterim, aktarmalı da olsa umurum değil diyorsanız sayısız alternatif sizi bekler; ister Katar, ister Rusya aktarmalı gidin. Aktarmalı uçacaksanız bir ihtimal erken rezervasyon fiyatta oynamaya neden olabilir, o yüzden erken davranın. Sanıyorum 500 liraya kadar kar edilebilir. Aktarmalı hiç uçmadığımdan ve çok fazla seçenek olduğundan araştırmayı size bırakıp direkt uçuşlara dönüyorum.

IMG_2379

Bileti nasıl alacağınıza gelirsek; THY zaten malum. Asiana için tavsiyem İstanbul ofisleri (0 212 256 4144) ile iletişime geçmeniz. Siz tarihleri veriyorsunuz ve direkt fiyat vs. hakkında ilgilendirip, hemen adınıza rezervasyon yapıyorlar. Almaya karar verirseniz, başka şehirde otursanız dahi hesaplarına parayı gönderip halledebilirsiniz. E-mail adresinize e-bileti gönderiyorlar. Tur şirketleri araya girince komisyon alabiliyor malum, direkt oradan alınca orijinal fiyata almış oluyorsunuz. Sonra uçuş günü check-in yaparken kimlik bilgilerinizi vermeniz yeterli. Korean Air’ın da mutlaka İstanbul ofisi vardır ve işler aynı şekilde yürüyordur diye tahmin ediyorum.

Uçuş kısmına gelelim o halde. Bu kısımda vereceğim bilgiler Asiana ve Korean Air için geçerli zira THY ile uçmadım, ancak orada da benzer olduğunu -belki daha lüks olabileceğini tahmin ediyorum.

Uçuş için ilk tavsiyem rahat giyinmeniz olacak tabi ki. Onca saat hareketsiz oturmak cidden işkence, bir de dar kottu, süslü bluzdu falan kasmayın. Ben inişte soğuk olacak diye pantolon altı tayt giymiş, uçağa binince pantolonu çıkarmıştım misal.

Yol uzun olduğundan zaten bindiğiniz anda koltuğunuzda yastık ve battaniye bulacaksınız. Sonrasında terlik ve kulaklık da veriliyor. Hatta Asiana’da olmasa da Korean Air’da diş fırçası ve macunu da veriliyordu herkese. (Asiana’da tuvalette bulunuyor ama hem diş fırçası ve macunu hem de tek kullanımlık ağız gargarası. Ben her ihtimale karşılık yanıma alıyorum tabi)

Korean-Air-A380-First-Class-086

Bunun dışında önünüzde üstteki fotodaki gibi bir cihaz olacak. Bunun içinde pek çok film, oyun, müzik (bir dolu Kpop) vs. var, ayrıca uçuş rotası, kaç saat geçmiş kaç saat kalmış onları da görüp “Lan iki film izledim hala beş saat var” deyip bunalıma girmeniz mümkün.

Uçuş esnasında iki öğün yemek veriliyor. Genelde iki seçenek var, ya Kore yemeği ya da batı usulü yemek. Kore yemeklerinden biri banko Bibimbap, diğerleri de değişebiliyor. Yenilesi ve lezzetliler.

2012-10-07 22.22.17

Bunun dışında arada içecek vs. dolaştırıyorlar, fındık fıstık veriyorlar. Yemekte içecek de var tabi, üstüne siyah ve yeşil çay ve kahve mutlaka veriliyor. Hatta Seul’den dönüş daha uzun sürdüğünden buradan giderken olmayan ekstra bir ara öğün oluyor (dilim pizza gibi).

Kısacası uçuş esnasında sizi rahatsız edecek tek şey; aynı pozisyonda oturmak olacak. Uzun süren uçuşlarda koltuk aralığı çok daha geniş olsa da bu bir şeyi değiştirmiyor. Ayağınızı uzatabileceğiniz First Class’ta olmadığınız sürece bir süre sonra illa ki rahatsızlıklar başlayacak. Tabi bir ihtimal bulunduğunuz kısmın en önünü kaparsanız ayak uzatacak bir boşluk oluyor önde koltuk olmadığından, ben daha hiç kapamadım. Bir diğer olasılık ise boş uçuşa denk gelmeniz. Aralıkta Türkiye’ye dönerken yanım boştu ve bir önceki gece de uyumamıştım. Geçirdiğim en rahat yolculuktu, bir güzel uzanıp, hunharca uyudum ve sadece yemek için kalktım:”D

Şimdi yolculuk esnasında rahat giyinme haricinde, hareket de önemli. Eğer yanınız doluysa ve sürekli oturur vaziyetteyseniz, uzun süre o pozisyonda kalmayın. Mutlaka arada kalkıp yürüyün, hatta tuvaletin orada insanların egzersiz yaptığı bir boşluk var, orada esneme hareketleri yapın. Bolca su için. Bir de yanınıza mutlaka ağrı kesici ve mide ilacı gibi şeyler alın. Ben iyi ki almışım dedim açıkçası. Hani illa uçuş çok etkileyecek diye bir kaide yok ama ne olur ne olmaz.

O halde memlekete giriş kısmı hakkında da bilgi verelim. Uçakta size doldurmanız için iki kağıt verecekler. Uçakta doldurmanızı ve indikten sonra hazır bulundurmanızı tavsiye ederim. Uçakta vermeseler de telaşa mahal yok, aynı kağıttan pasaport kontrol öncesi yine bulabilirsiniz.

Incheon cidden çok rahat bir havaalanı. Uçaktan indikten sonra ayı gibi tabelalar sizi zaten Baggage Claim ve Passport Control noktalarına götürecek.

Önce Pasaport kontrole gireceksiniz. Eğer uçakta verilen kağıtları doldurduysanız onlar ve Pasaportu görevliye veriyorsunuz, görevli parmak izinizi alıyor. Bazen soru soruyor ama çoğunlukla sormadan belgelerden birini ve Pasaportu geri verip, sizi içeri alıyor. (Belgeler kimlik ve pasaport bilgileri haricinde, ne kadar ve nerede kalacağınız bilgisini istiyor, Kore’de adres ve telefon numarası falan istiyor ama yer ve telefon bilgilerini geçiştirme de doldurabilirsiniz, detaylı bir kontrol yok. Bunun haricinde altta dört-beş soru var temelde silah ya da yüklü para sokmaya çalışıyor musunuz ekseninde dönen, hepsine hayır deyip geçeceksiniz)

Sonra bagaj alımına gidiyorsunuz. Pasaport Kontrolden sonra büyük bir ekranda uçuşunuzu bulup, bagajı nereden alacağınızı görebilirsiniz. Zaten muhtemelen yanınızda yörenizde dolananlar da aynı uçuştan olacak yani artık o kadarını bile yapamam diyorsanız kalabalığı takip edin.

611993_image2_1

Bagajı aldıktan sonra az bakının zaten yine kocaman tabelalar çıkışı gösterecek. Çıkışta bir memur daha olacak ve sizden doldurduğunuz belgelerden sizde kalanı (hani pasaport kontrol memurunun geri verdiği) da alacak. Böylece sağ salim varmış olacaksınız.

Sonrası nasıl oluyor, o da artık gelecek yazıya^^

Not: Fotoğraflar (bilet rezervasyon görüntüsü hariç) bana ait değildir.

Japonya – Yediğin İçtiğin Senin Olmasın Diyenlere

Japonya’dan döneli yıl olacak, ben güya hala geziyi anlatacağım. Üşengeçlik olayını biraz abarttım, evet ama anlatacak o kadar çok şey var ki gözümde büyüyor açıkçası. Özellikle binlerce fotoğraf içinden seçim yapmak yazıdan çok vakit alıyor.

Daha önce Osaka, Kyoto gezilerimizi yazmış, bir de Japonlar üzerine tespit patlatmıştım. Çekinmeyin, tıklayın. Ayrıca Astrea’nın yazılarına da itinayla bakınız.

Şimdi yazacağımın ise çok da “yazı” olduğunu iddia edemem diyerek müthiş bir çelişkiye imza atıyorum.

Kısa ve öz olarak, yediklerimizi paylaşacağım. Bu nedenle foto ağırlıklı bir post olacak.

İlk olarak Osaka’ya gider gitmez damladığımız marketten kareler… Her şey illa bir şeker, agucuk olacak.

IMG_2706-tile

Japon yemekleri içinde gördükçe en çok salyamı akıtan ve gidince yemek istediğim “okonomiyaki” idi. Bu yemeğe sarmam ta yıllar öncesine, Hana Kimi izlediğim dönemlere dayanır. O zaman Nakatsu Mizuki’yi kolundan tutup tutup bundan yemeye götürürdü. Malzemeleri karıştırıp, önlerindeki ocakta pişirip, afiyetle yediklerini gördükçe “Bundan kötü bir şey çıkmaz” dedim ve söz konusu yemeği bir köşeye not ettim. Dizi Osaka’da geçiyordu bildiğiniz üzere. Eh biz de geleneksel Osaka yemeğini tam da yerinde yemiş olduk. Gayet lezzetliydi. Soldaki deniz mahsullü, sağdaki ise peynirliydi.

IMG_2972-tile

Aşağıdaki fotoğraflar ise oradaki -yanlış hatırlamıyorsam- ikinci akşamımızdan. Osaka’da bir restauranta gittik. Oldukça leziz yemeklerdi. İlk fotoda kızarmış ekmek yanında karidesli sosu görüyorsunuz. İkincide “edamame” yani bildiğin haşlanmış fasulye var, çerez gibi yiyorlar. Aslında fena da olmuyormuş dedik biz de yiyince. Sonrası karides ve patates kızartması yani “agemono” ve bira.

IMG_3213-tile

Aynı restauranttan devam ediyorum. İlk fotoda etli, yumurtalı ve bol sebzeli yemeğimiz var. Yanlış not almadıysam adı “nabe”. İkinci fotodaki ise kereviz turşusu yani “tsukemono”. Bu da gayet güzeldi. Üçüncü fotoda gecenin benim açımdan şampiyonu “takoyaki”, bunlar böyle yumuşak karides topları. Daha dün SHINee’nin “Wonderful Day” programını izlerken Jonghyun bizim Osaka’da gördüğümüz yerleri gezip, üstüne bundan yedi de, gözümden bir damla yaş süzüldü, inan olsun. Son foto ise “udon” var, bildiğin makarna işte.

IMG_3223-tile

Her otelde mutlaka kettle ve çay olduğundan bahsetmiştim. Yeşil çay olmazsa olmazımızdı ancak çok severek içtiğimi söyleyemeyeceğim. Bizdeki yeşil çayı da sevmezdim zaten ama oradaki sanki balık kokuyordu, Japon mutfağına dair sevmediğim bir kaç şeyden biri oldu. Alttaki fotoda malum yeşil çay haricinde marketten aldığım hediyeli soğuk kahveyi, kahveli keki ve Kirin birasını görebilirsiniz. Kirin Japonya’nın köklü ailelerindenmiş, o yüzden bu markaya adım başı rastlama olasılığınız yüksek. Yine de bu markanın birası bir Asahi değildi.

IMG_3436-tile

Sıra geldi bir diğer leziz mi leziz akşam yemeğimize. Bu yemek üçüncü günümüzde vardığımız Kyoto’dan. Bunda ayrı odada yemek yedik ilk kez. Ayakkabılarımızı çıkarmamız gereken ilk mekan da burası oldu. Sınırsız fleto et vardı ve fotoda gördüğünüz ikili haznede pişirip yedik. Sadece su olanda eti şöyle bir dolaştırdığınızda yemeğiniz hazır oluyor. Eti dolaştırırken “shabu shabu” diyoruz (gelenek gibi bir şey) bu aynı zamanda yemeğin adı. Diğerindeki sosa ise soğan, soya fasulyesi vb. malzeme atılıp et bunlarla pişiriliyor. Yemeğin adı “sukiyaki”. Japon mutfağının ünlü yemeklerinden ve ününü hak ediyor efendim, gayet leziz. Piştikten sonra önünüzdeki kaselerdeki soslara banıp ya da banmadan yemek size kalmış.

Japonlar eti az pişmiş seviyor. Onlar şöyle bir suda gezdirip ağızlarına attılar hatta çiğ yumurtaya bandılar. Tabi biz gezi boyunca böyle “kendin pişir kendin ye” durumlarında et koyulaşana dek yememekte ısrar ettik.

Bu arada ikinci fotoğraftaki bir önceki Japonya yazımda bahsettiğim ıslak havlu. Her mekanda getiriyorlar bundan. Yanında mutlaka su da oluyor ve para ödemeden sınırsız su içebiliyorsunuz.

IMG_3648-tile

Altta yemeğe kattığımız malzemeleri görebilirsiniz. Ayrıca bardaktaki erikli, pek hoş bir içki idi. Adı “nankou umeshi”. Yemek az önce dediğim gibi, ortak haznede piştikçe kaselerimize alıp yedik, arada soslara bandık. Sosların isimleri ise “gomadere” ve “ponzu” imiş, öyle not almışım.

IMG_3657-tile

Japonya’da fast food yemedik mi, yedik tabi. Gitmişken oranın hamburgerini de tatmamak olmazdı. Öyle ahım şahım bir fark yoktu ama yanındaki soslar lezizdi. Tek sorun, biz tavuklu aldığımızı sandık ama İngilizce fakiri Japoncuklar bize karidesli hamburger yapıverdi. Gerçi bu sanırım alttaki foto değil, diğer hamburger maceramızdaydı, Ikebukuro’da. Oraya da geleceğim.İkinci resimde yine Kirin biraları görüyoruz ama kutular sonbahar koleksiyonundan. Görünce dayanamadık ve gezi boyunca yaptığımız gibi kapıverdik. Yani dışarda içmediğimiz akşamlarda itinayla otel odasında içtik. O marketler yüzünden hep, zalım marketler.

Üçüncü fotoda gördüğünüz ise “dango”. Evet, Hana Yori Dango’nun “dango”su. Orada Makino dango satan bir yerde çalışıyordu malumunuz. Pek çok çeşidi var, bu onlardan biri.

Yanındaki fotoğrafta iste bildiğiniz altın içtik. Altından aklınıza gelecek her şeyi yapan bir yere gitmiştik ve kekinden, kremine kadar adamlar altını bol keseden kullanmış. Bize de ikram ettiler. Sonra belki paranın gözüne vururum, uğurlu gelir dedim ama battıkça battım. Ters tepti. Sakın gitmeyin.

IMG_3684-tile

Bol balıklı bölümümüz de başlasın. Japonya’daki ilk “sushi” maceramız. Türkiye’de hep “roll sushi” yediğimden kötü anılarım yoktu kendisiyle. Özellikle son yememde, belki de aç gittiğimizden, löp löp götürmüştüm. Japonya’da ise “sashimi” yedik. Yani löp, kocaman et, altı pilav. Bir “roll” kadar bizim damak tadımıza uygun olmasa da sevdim. Özellikle somona bayıldım. Ancak, siz siz olun, ahtapotlu yemeyin. Çiğne çiğne gitmiyor meret. Çıkardım peçeteye valla kusura bakmayın ama o iş olmaz. Yılan balığının da az derisi rahatsız ediyor. Astrea “Yengeç de fena, yeme” deyince ona dokunmadım. Ama ton gibi, somon gibi ailemizin balıkları, soframızın baş tacı balıklarla yapılanlar gayet lezizdi. “Ton balığının eti yağlı mı yeağ?” diyecek oldum, sonra yurdumdaki balçık gibi yağ dolu ton balıklarını nasıl götürdüğüm aklıma gelince utanıp sustum.

Üç ve dördüncü fotolar ise balık pazarından. Balık pazarında ter döken insanlar, insanlarımız… Nerden bizim insanımız oluyorsa. Neyse. Burada kayboluyorduk neredeyse ha, bayağı büyüktü. Bu balık pazarının olduğu şehrin adı Kanazawa bu arada. Neyse orada Çinli olduğunu düşündüğümüz bir emmi iznimizi istedi ve bir kaç fotomuzu çekti. Akbaba gibi dolanıyordu zaten. Neden izin verdik bilmiyorum, belki de sapıktı. Benzemiyordu ama belli olmaz bu işler. Dikkatli olmak gerek. Öyle Japonya’yı seviyorum, buradakilerden zarar gelmez deyu saflık yapmayın, e mi çocuklar?

IMG_3993-tile

En leziz akşamlarımızdan birine geçiyorum şimdi. Az sonra bahsedeceğim akşam yemeği ve kahvaltı Takayama şehrinden.

İlk fotoğrafta gittiğimiz sake imalathanesinden leziz sakeler görüyorsunuz. İkinci fotoğrafta ise ziyafet başlıyor. Bir gece geleneksel Japon otelinde kaldık. Yüzlerce yıllık, eski bir bina. İçi antika dolu. Tek kalan bizdik. Kaplıcaya girdik, futonda (Japon yer yatağı) uyuduk falan. Çok güzeldi yani işte ulan. Orada bize hazırlanan akşam yemeğinden kesitler. Bir altta detaylara ineceğim.

IMG_4252-tile

Yemektekilerin gördüğünüz gibi hepsini incelemeye kalkmayacağım ama en beğendiklerimden bahsedebilirim. İlk fotoğrafta böyle değişik yapraklarla pişen eti görmektesiniz. İkinci fotoğrafta, soslu ve tatlı patates. Tatlı derken öyle tatlı ekşi karışımı değil, çok lezizdi. Bir kazan olsa yerdim, o derece. Üçüncü fotoğrafta “udon” görüyorsunuz. Onun yanındaki tabakta balkabağı (kalp ben), değişik turşumsu oluşumlar, yumurtalı acayip birşey, yine garip bir mantar ve somon balığı (leziz) var. Bunların adlarını not almamışım ama özel yemekler değiller zaten. Bir de bütün yemeklerde olduğu gibi “gohan” yani pirincimiz vardı tabi. Bu arada hiç yavan gelmedi, löp löp yedim. Ben mi çok iştahlıydım bilemiyorum.

IMG_4388-tile

Altta ise aynı oteldeki kahvaltımızı görüyorsunuz. Aslında gayet açık. Küçük zımbırtıda, yaprak üzerinde pişenler değişik, bizde pek bulunmayan, bulunsa da bu amaca yönelik kullanılmayan otlardı. Onun dışında normalde onlar kahvaltıda pek tercih etmeseler de yumurta ve sosis gibi şeyler de eklemişler. Paketteki ise yosun, “gohan”a (pirinç) sarıp, yedik. Yeşilli tabaktaki şu an ne olduğunu unuttuğum sebze iyiydi ama yanındaki “tofu” pek hoş değildi. Peynire benzediği konusundaki hayallerim suya battı. Oysa dorama ve animelerde gayet lezzetli görünüyordu. Üçüncü fotodaki de meşhur “misa” çorbası var ama sevmedim onu. Bizim damak tadına gelmez hacı. Uçakta yediğim Kore yemeği olan yosun çorbasını bile şapur şupur götürmüş biri olarak bunu yiyemedim.

IMG_4420-tile

Şimdi resmen mideme oturan ve insanlıktan çıkarak yediğim yemeklerden birine geldi sıra. Tokyo’daki ilk akşam yemeğimiz.

Bu Türklerin bayılacakları tarzda bir yemek oldu. Zaten gittiğimiz mekan da oldukça güzeldi, dekorasyon ve ortam olarak özellikle. Bir de reggae müzikler çalıyordu, konsept hoştu yani. Ayakkabılarımızı çıkardık, dolaplara kilitledik, anahtarımızı yanımıza aldık ve masamıza kurulduk. Sonra gelsin “tempura”lar, gitsin dondurmalar.

Şimdi alttaki ilk fotoda leziz salatamız görünüyor. İlginç detaylar beklemeyin, bildiğiniz salata. İkinci fotodaki çubukta kızartılmış karides, yani “tempura” (Sushico menüsünde gördüm ama denemedim, merak edenlerin haberi olsun). Üçüncü fotoda yumurtalı, sebzeli pilav, dörtte ise kızartılmış lotus çiçeği var sosuyla beraber. Hepsi ayrı ayrı lezizdi. Özellikle “tempura” ve lotus.

IMG_4525-tile

Aynı yemekten leziz kareler paylaşmayı sürdürüyorum. İlk fotoda yine bir karides güzellemesi. İkinci fotoda bir “beeru” güzellemesi. Bu arada bu şişe bira 70likti. Türkiye’de 70lik bira kavramı var ama şişede değil. Neyse o yüzden ısınmasın, paylaşalım ikinciye geçeriz dedik, bu şirin bardaklar geldi. Üçüncü fotoda somon “sushi” ve dörtte çubukta et mi ararsın, tavuk mu? Bu devrik cümleleri de toparlayamicim, takılın, yormayın.

IMG_4527-tile

Şimdi altta yine bol çeşitli atıştırmalıklar görmekteyiz. İlkindeki abiden bahsetmiyorum. O dükkanın vitrininde tatlı yapan masum bir abimiz. O tatlılar inanılmaz leziz oluyor bu arada. İkinci fotoda ise “daifuku” görüyoruz. Hana Yori Dango’yu zilyon kez izleyince beynime kazınmıştı adı tabi. Hatırlatalım. Makino “daifuku” yer ve dudağının kenarına pudrası bulaşır. Rui uzanır ve siler, sonra “daifuku”nun ne olduğunu sorar vs. (çünkü zengin ve fakir yemeklerini bilmiyor). Üçüncü fotoda da ice tea ve “daifuku” ile öğle yemeğini geçiştirme çabalarımı görüyorsunuz. “Daifuku” böyle kıvamı lokum ayarında bir tatlı. İçinde Japonların tatlıların içine eklemeye bayıldığı (ve çok da doğru yaptığı) siyah fasulye ezmesi (bu isimden emin değilim) var. Gayet leziz. Son fotoda ise halis muhlis “ramen” görüyoruz. Hazır değil, alın teri. Karidesli yedik (yalnız sürekli karides yediğimizi şu an fark ediyorum), güzeldi ama bitiremedik. Japonlar bunu akşam yemeğinin üstüne, atıştırmalık olarak yiyorlarmış. İçkiden sonra da tercih ediliyormuş, bizdeki çorba misali. O kiloların nerelerine gittiğini de öğrenirsem mesut oliciim.

IMG_4664-tile

Yine karman çorman gidiyoruz. İlk foto çıktığımız tekne turundan. Yine çubuğa batırılmış etlerin ağırlıkta olduğu bir menü seçtik. Gemide Azeri bir kebapçı olsa da doğru seçimi yaptığımıza inanıyorum. Her çeşit yemek vardı, beş katlı geminin bir katı sırf yemekti. İçki de sınırsızdı. Burda pek görünmese de Sapporo biramız yemeğimize eşlik etti. İçinci fotoda kutusunu sevdiğim için eklediğim kola var, Türkiye’ye de gelmeli. Üçüncü ve dördüncüyü önceden paylaştım ama hatırlatırsak kavunlu leziz ekmek “melonpan” ve üzümlü Fanta. “Melonpan”i seyyar bir minübüsten aldık, sıcak sıcak yedik.

IMG_4966-tile

Pub maceramızda soğan halkası yedik, evde yapılmış gibiydi. Bizdekiler gibi yapay bir tat yoktu. Sevdim. İlk ve son fotoda (fotoğrafı birleştirip, boyutu küçültünce yarısı gitti. Düzeltmeye üşendim ve bok gibi oldu. Farkındayım) görünen turuncu içkinin adı ise Slam Dunk. Animeyi henüz izlemesem de sırf meraktan içtim ve gayet sevdim. İkinci fotoda çikolatalı ekmek, üçüncüde ise muzlu yine leziz bir ekmek var. Onları Harajuku’da kaldırımda oturup, etrafı izlerken yedik. Yüz yenciden (bizdeki bi milyoncu hesabı) almıştık.

IMG_5020-tile

Ikebukuro’da gelip geçenleri izlerken yediğimiz leziz hamburgeri altta görüyorsunuz. Yukarda bahsettiğim tavuk umarken karides bulduğumuz an, buydu. Yine soslara doyamadık, buradakiler daha da güzeldi. Öyle mayonez, ketçap, ranch falan değil böyle değişikler. Sırf o yüzden bile gidilir.

IMG_5159

Ve geldik son fotoya. Bunları gecenin bir yarısı resmen guruldayan bir karınla yazdım ve sona geldiğim için mutluyum.

İlk fotoda Japonya Starbucks’ından aldığımız termosta strawberry frappuchino içerken görüyorsunuz. Görmüyorsunuz ama gördüğünüzü farz edin. Yanında ise Howl’lu zippom var. Howl hart mi♥ Ortadaki ise son günümüzdeki Hard Rock Cafe maceramızdan. Çok az paramız vardı ve 800 yene bira içmektense 1000 yene mojitoyu tercih ettim. Store’dan da bir şey alamadım, sadece cafeden shaker aldım ve ağlayarak oradan çıktım. Bir daha oraya son gün gidersem ne olayım! Son fotoda annemlere aldığım dışı yumoş hamur, içi siyah fasulyeli ve şu an adını unuttuğum tatlı oluyor.

IMG_5207-horz

Bu da yazının sonu. Ben de gezi tekrar bitmiş gibi hüzünlere gark oldum. Fotolarda blog isminin boyutu, rengi hatta yazı tipi mütemadiyen değişti ve bok gibi birleştirdim, farkındayım. İdare edin. Bunca fotoyu ayıklayıp, eklemek zor oldu. Emeğe saygı pıliz.Yorumlarınızı bekliyorum. Japonya yazıları görünüşe göre sonsuza dek devam edecek. Şimdilik bye.