Oradaydım…

“Kimbap was here” diye donattım Japonya sokaklarını.

Tabi ki öyle bir iğrençlik yapmadım, sadece başlığımın kusmukluğunu örtbas etmeye çalışıyorum.

İki haftadır yoktum, bilmem fark eden oldu mu:P Davullu zurnalı duyurmak istemedim ama döndüğüme göre vaktidir, Japonya’daydık Astrea ile beraber. Tabi ki tüm maceralarımızı yazıcaz. Yani hepsi olmasa da bir kısmı. Şimdilik şu foto ile başlayalım. (İğrenç paint çalışmasını görmezden gelmeye çalışın.)

Garip bir şekilde Japonya’da en çok gitmek istediğim yer Ebisu Garden Place idi. Hana Yori Dango dizisini milyon kez izledim ve bilenler bilir takıntımı. Domyouji’nin Makino’yu beklediği yeri görmek en büyük hayalimdi ve repliklerden adı aklıma kazınmıştı. Astrea’yı da oraya gitmeye ikna ettim -ki çok zor olmadı- ve gittik.

O kadar beklememe karşın kendi Domyouji’mi bulamasam da çok güzel bir histi onlarca kez izlediğim sahnenin çekildiği yerde olmak.

Diğer fotolar, yaşananlar, gezilen yerler falan pek yakında. Bekleyiniz.

Reklamlar

Pride- Kusursuz mu desem?

En sevdiğim Japon Kimura Takuya, gelmiş geçmiş en sevdiğim ses Freddie Mercury ve en sevdiğim spor buz hokeyi… Hmm peki tamam bu sonuncusunu salladım ama ilk ikisi bile bu dizinin şahaneliğini açıklamaya-en azından benim açımdan- yetiyor. Üstelik spor yapmayı sevmesem de her türlü sporu izlemeye bayılırım, okçuluğu bile keyifle izleyebilirim. Dramaya dönersek, kusursuz bir dizi deyip nokta koyabilirdim ancak bu diziye haksızlık olur.

Bir KimuTaku sever olarak geçen yıldan beri izlemeye çalıştığım bir diziydi. Online aradım bulamadım, Türkçe altyazı yok (ki hala yok) derken sonunda geçen hafta şeytanın bacağını kırdım ve bir kaç gün içinde kah duygu sellerinde boğularak kah yastıkla kendimi boğarak izledim. Chibi ile konuştuğumuzu hatırlıyorum. Zaten biz kendisiyle hep aynı şeylere bayılırız, artık Yunus Bülbül dizisi bile tavsiye etse izlemeye kararlıyım.

Başlıkta da dediğim gibi bu dizi bence kusursuz, tabi bir diziyi ya da filmi daha taze izlemişken verdiğimiz tepkiyle bir süre sonraki hissiyatımız farklı olabiliyor, ancak ben bu dizinin zaman karşısında da galip geleceğini biliyorum ve sizlerin de izlemeniz için tanıtmaya kararlıyım. Şimdiden çok ayrı bir yere oturdu kalbimde.

Konusu

Dizi bir hokey takımının ve özellikle o takımın yıldız oyuncusu ve kaptanı Haru’nun hayatını konu alıyor. Tahmin edeceğiniz gibi bolca rekabet, sevinç, zafer ve gözyaşı var. Daha da önemlisi aşk var, dostluk var, sadakat var. Dizi şahsen tüm hislerimi ayağa kaldırdı. Geri planda Freddie’nin sesi, kaymak niyetine şahane arka plan melodileri, KimuTaku’nun yüzü derken ufo gören masum bir köylü gibiydim. Bir kez daha “Nippon Banzai” diyerek, bir yandan bitmesin diye ağlayarak izledim.

Konuya dönelim, takımın koçu ne yazık ki ölümcül bir hastalıkla boğuşmaktadır. Oyuncular ise kaptanları Haru olmasa devam edemeyeceklerini bilmektedirler. Bir süre sonra takımın koçu Anzai’nin yerine yeni koç Hyodo gelir ve tabi ki takım tarafından-özellikle de Anzai’ye abisiymiş gibi bağlı Haru tarafından- pek hoş karşılanmaz. Üstelik kullandığı yöntemler Anzai’ninkilerden tamamen farklıdır.

Bir yandan Haru, Aki adlı kendi deyimiyle “bir önceki yüzyıldan kalma” bir kızla tanışır. Anzai’ye kimseye aşık olmama ve hokeyi her şeyden üstün görme sözü veren Haru, bakalım ne kadar başarılı olacak.

Önemli Karakterler

Satonaka Haru (Kimura Takuya)

Beni bu dramayı izlemeye iten KimuTaku’nun muhteşem bir şekilde canlandırdığı Haru karakteri aynı zamanda ideal erkek tipim oldu. Ne arıyorsam bu karakterde buldum diyebilirim. Bilen bilir, yazdığım hikayede Hiro adlı bir karakterim var ki kendisi KimuTaku tarafından *güya* canlandırılıyor. KimuTaku benim Hiro’mu aslında zamanında canlandırmış da haberim yokmuş. Neşeli, kavgacı bir yandan duygusal ve derin bir karaktere sahiptir Hiro. Bunun bir nedeni de annesinin onu küçükken terk etmesidir. Bildiniz, Pride’ın Haru’su da aynen bu özelliklere sahip.

Benim hikayemi bırakıp, diziye dönersek Haru hokeyi zihnini ve bedenini tamamen adaması gereken ciddi bir iş olarak görürken, aşka oyun gözüyle bakıyor. Bakalım Aki ile tanışınca da bu şekilde düşünmeye devam edecek mi? Haru karakterinin derin ve anlamlı bakışları, dili ne derse desin hislerini ele veriyor. Bunun haricinde Haru’nun buz pistinde yıldızlaştığı anlar da kesinlikle görülesi.

Murase Aki (Takeuchi Yuko)

Haru’nun birini takdir ettiğini belirten “önceki yüzyıldan kalma” tabirini sonuna kadar hak ediyor Aki. Bir ofiste çalışan, kendi deyimiyle “sıradan” biri. Üstelik gerçekten bu yüzyıldan değil, zira 2 yıl önce yurt dışına okumaya giden erkek arkadaşını hala bekliyor. Her Pazar onu görme umuduyla anlaştıkları üzere köprüye gidiyor. Erkek arkadaşı onunla iletişime geçmediği, arayıp sormadığı halde.

Aki’nin arkadaşları durumuna üzülüyor ve artık onu unutup, yeni birini bulması gerektiğini düşünüyorlar ve onu buz hokeyi maçına götürüyorlar. Bildiniz, Aki burada ilk kez Haru’yu görüyor ve sonrasında onunla tanışıyor da. Hatta en sonunda ikili bir oyunun içinde buluyorlar kendilerini. Bakalım oyun gerçeğe dönüşecek mi?

Hotta Yamato (Sakaguchi Kenji)

Haru’nun en yakın dostu olan Yamato, takımın kalecisi. Uzun boylu, cüsseli ama bu görünüşün altında saf ve sevgi dolu karakterler olur ya, işte onlardan. Tabi ki sizin de sevmeniz uzun sürmüyor. Üstelik kendi hayatında yaptığı hataların aksine Haru’nun hatalarını görüp, onu uyarma konusunda çok başarılı. Haru ile sağlam bir dostlukları var ve birbirlerine verdikleri değeri her düştüklerinde birbirlerine destek olarak kanıtlıyor ve dostluk dersi veriyorlar.

Yamato aynı zamanda Aki’nin arkadaşı Yuri ile tanışıyor ve olaylar gelişiyor.

Nesini Sevdim?

Gelelim bu diziyi bende farklı kılan nedenlere…

*İlk olarak izlediğim çoğu Jdramadan farklıydı, hatta hepsinden farklıydı? Japon dramalarında aşkın nasıl anlatıldığını biliriz, zaten ben genelde diğer yönleri yüzünden tercih ederim Jdramaları. Komik olmaları, animevari havaları, sevimli karakterleri, aile ve dostluk gibi kavramları çok güzel anlattıkları için severim. Bir de kdramalara göre daha gerçekçi bulduğum için. Neresi gerçekçi demeyin, Jdramalarda fakir biri gerçekten fakirdir, herkes Yunan heykeli kusursuzluğunda dolaşmaz. Fakir olup da her gün farklı giyinmez ya da konforlu evlerde oturmazlar.

Ancak Jdramaların hep bir eksik yönü olmuştur, aşk. Aşkı anlatırken çok samimi bulmam. Aşıklar birbirine açılamaz, el ele zar zor tutuşur, fiziksel temastan kaçınırlar. Hana Yori Dango’nun istisna olduğunu düşünüyorum, orada güzel anlatılmıştı bence, yine fiziksel temas yoktu belki ama Domyouji-Makino kimyası yeterdi.

Pride ise gidişattan anladığınız üzere çok güzel anlatmış. Bazı sahneler o kadar güzel ve anlamlıydı ki. Anlayın işte, Jdramalarda hep şikayet ettiğimiz şey yoktu burda. Bu arada hem genel yönetmen hem de görüntü yönetmenini sürekli alkışladım. Mesela köprüdeki karın yağdığı sahne çok anlamlı ve güzeldi, aynı şekilde 8. bölümün başını beğendim. En sondaki final sahnesi çok iyiydi.
* Üstteki maddede değindiğim yönetmen mahareti haricinde senaryo da şahane sözlerle doluydu. Özellikle isimlere yapılan göndermeler çok derin ve anlamlıydı.

*O kadar çok sevdiğim sahne var ki hem hepsini anlatmak istiyor hem de size yazık olmasın, spoiler olmasın diye üstünkörü geçiştirmek zorunda kalıyorum ama üstte saydıklarım dışında Haru’nun piste çıktığı sahneler, Aki’ye fırlattığı derin bakışlar, kazandıkları anlar, o anlarda Haru’nun Aki’ye dönüp bakmaları, hepsi beni kıskançlıktan delirtti diyebilirim, evet bazen bir dizi karakterini kıskanacak kadar şuurumu kaybedebiliyorum. Sevdiğim sahnelerden biri de lamba sahnesiydi, 8. bölümde turuncu lambanın gözüktüğü sahne ne anlamlı ve güzeldi öyle. Ahhh Chibi koş, konuşmaya ihtiyacım var.

*Müzikler, müzikler ve müzikler.Klasik rock grupları içinde en sevdiklerimdendir Queen, bunda Freddie’nin şahane sesinin etkisi büyük. Normal olarak çok sevdiğim şarkıları, ekranda KimuTaku’nun gül cemali eşliğinde dinlemek müthiş bir deneyimdi. Bohemian Rhapsody için en anlamlı sahnelerden birini beklemeleri ayrıca mutlu etti.

*Gereksiz detay; bu arada dizide yüzü gösterilmeyen bir karakter vardı, adamı sesinden tanımışım, yuh diyorum kendime. Bakalım siz de tanıyacak mısınız bir yerlerden?

*Tabi ki dizinin klişe yönleri de var ama drama kültürüne aşinaysanız en orijinal nitelenenlerde bile illa klişelerle karşılaşacaksınız demektir. Ben klişelere karşı değilim, güzel kullanınınca hoşuma da gidiyor ve tabi ki Pride gözümde bu sınavdan da başarıyla geçti.

* Chibi’nin yazısını şuradan okuyun hala ikna olmadıysanız. Daha ne desem ki? Diziyi izlerken 400 küsur ekran görüntüsü almışım sadece 11 bölümde, buradan anlayın. Şimdi bu dizinin bıraktığı koca boşluğu ne dolduracak merak ediyorum. Bana katılmak ister misiniz? Ne? Belki izler misiniz? Güldürmeyin beni. Size cevabı Haru versin.

“Maybe? Tsk Tsk. Must be!”

Diziden benim kestiğim bir sahne aşağıda.

Not:Resimlerin hepsini izlerken aldım emeğe saygı:) Bir de tıklayınca büyüyorlar.