Uzakdoğu Alışverişi

Baktık ki evde manga bitmiş, alışverişe çıkalım dedik… Öyle bir şey yok tabi, başa dönersek bugün Astrea ile buluştuk. Ee yani? Bizim buluşmalarımızın özel yanı kalmadı malum şu yazı yazıldığından beri sürekli görüşmekteyiz (yalnız yazıya şimdi baktım da, azcık resmi yazmışım lan Astrea, şimdi ‘Zıt Erenköy’ modundayız ahaha), hatta daha 2 gün önce görüşmüş idik. Bugünkü buluşmamızı yazıya dökmemin sebebi bizim 1.5 yıldır gelenekselleştirdiğimiz bir huyumuzu sizle paylaşmak aslında. Nedir bu? Kıyafet almaya çıkıp, ellerimiz kollarımız çekiklerin ürettiği zımbırtılarla dolu eve dönmek.

Bugünkü amaç artık gardrobunda giyecek bir şey bulamayan bendenize bir şeyler almaktı. Ancak önümüzde ufak bir engel vardı, alışverişten nefret ederim. Hemen sıkılırım. Bir türlü beğenemem, armudun sapı üzümün çöpü diye yanımdakileri canlarından bezdiririm. Bugün de daha başlamadan bir şey bulamayacağıma emindim, hatta Astrea kızdı şartlandırmayayım kendimi deyu. Neyse sonuç itibariyle onca mağazadan gereksiz 3 parça bir şey aldım ve bu sıkıcı ritüeli hızla sonlandırdım… mı acaba?

Forum’a gelmişken Watson’s’a uğramamak olmazdı, aslında normalde hiç uğramazdık ama Eymasar şu yazıyla fitili ateşledi (Eyy masar, sen nelere kadirsin:P) ve aklımıza BB Cream’i sokuverdi. Aslında Astrea zamanında netten almıştı, o yüzden Jaejoong’un cildine ulaşma, bir anlamda nirvanaya yükselme sırası bendeydi. Malumunuz BB Cream bir tür fondöten ancak güneşin zararlı etkilerinden koruması, krem özelliğine sahip olması ve fondöten gibi yoğun ve rahatsız edici olmamasıyla ünlü, kısacası “çok işlevli kapatıcı” diyebiliriz. Koreliler pek seviyor ve kullanıyor. Bizler ise gümrükten kozmetik alma yasağının da gelmesiyle alamaz oluyorduk, neredeyse. Sonra Eymasar bir melek gibi bulutlardan iniverdi ve bize hayatın anlamını tekrar sundu, “Watson’s’da varmış olum BB Cream, koşun!!!” dedi.

BB Cream diye girdik ama Watsons indirimin gözüne vurmuştu. Bir süre sonra alışveriş sepetine geçmek zorunda kaldık. BB Cream alırken baktık ki Pure Beauty markasının yüz yıkama losyonu ve toniğinin fiyatları da fena değil. Hemen onu da acımadan attık sepete. Sonra ben Watsons markalı Sakura kokulu duş jeli görüverdim ve Astrea’ya gösterip onu da alacağımı söyledim. Gülme krizine girdik haliyle, “Uzak doğulular yapmış diye bok satsalar alcaz” dedim artık. Harbiden halimiz öyleydi.

Watsons’a onlar için cüzi bizim için servet değerinde bir miktar para bıraktıktan sonra (ki bu arada Astrea’nın kasada yaptığı çirkeflikleri ve kasiyerleri nasıl bezdirdiğini hiç anlatmıyorum, yo dostum ne kadar ısrar ederseniz edin bunu anlatamam) her zaman Forum’da en çok vakit geçirdiğimiz son durağımız olan D&R’a girdik. Burası İzmir’deki en büyük şubelerden ve biz ne zaman girsek minimum 40 dk geçiriyoruz. Her seferinde de algıda seçicilik teorisini uyguluyor, uzak doğuyla alakalı ne varsa bulup birbirimize gösterip, bazılarını alıyoruz.

Benim de ne zamandır aklımda bir şey vardı. Miyavi’nin albümünün D&R’larda satıldığını duymuştum. Karşıyaka’dakilere baktım ancak daha küçük olduklarından sanırım yoktu. Burda da umutsuzca CDleri karıştırırken buluverdim. O anki sevinç gözyaşlarım, Astrea’ya koşup gösterişim, havalara zıplayışımız, onun da benim adıma sevinmesi, bize anlayışlı gözlerle bakan müşterilerin babacan gülümsemeleri, havai fişek gösterisi ve kapanış. Hepsi görülmeye değerdi. (yazar burda bildiğin “yazıyor”)

Bu mutluluğun üzerine 3287872 kez izlediğim Oldboy’un oricinal dividisini de cukkaladım ve uzakdoğu DVD arşivime 15. parçayı da katmış oldum. Bugün bayram günüdür a dostlar.

En sonunda eve dönerken metroda yanımdaki kadının çocuğunu resmen kucağıma koyması, çocuğun şapur şupur mandalina yemesi, sular akan elleriyle inerken pantolonuma tutunması… Tüm bunları gülümseyerek karşıladım, o derece. Şimdi de kulaklarımda Miyavi’nin sesi, sırıtarak yazıyorum bu satırları. Yalnız Astrea ile alışverişten sonra otururken uzak doğuya harcadığımız zaman ve parayı başka şeylere harcasak kim bilir o alanda neler başarabileceğimizi düşünüp, kederlendik. Tren istasyonunda o bir trende ben başka trende birbirimize mendil sallarken, bir dahaki buluşmamızda hayatın bize neler getireceğini ve bizden neler alacağını (para?) merak ediyorduk.

Not: Fotoları flaşı patlata patlata çekmişim, tekrar çekmek zor geldi. İdare edin gari.

Uzak Doğuda Eşcinsellik Mevzusu ve Bir Kaç Film Tavsiyesi

Uzak Doğunun her bir köşesine el attık, atıyoruz malum. Dünyanın bu uzak köşesinde olup biteni kendi ülkemizdekilerden bile iyi takip ediyoruz çoğunlukla. Çoğumuz Kore ağırlıklı takip ediyor, bazılarımız daha animeyle haşır neşir. Ben ve bana benzer bir kaç arkadaşım ise Japonya’sından, Çin’ine, sinemasından, müziğine elden geldiğince, vakit buldukça takip etmeye çalışıyoruz. Bu takiplerim esnasında uzak doğunun bize benzeyen ve benzemeyen pek çok yönüyle karşılaştım. İşte bu yazı bize benzemeyen bir yönleriyle, hatta benim için hala gizemini koruyan bir yönleriyle ilgili. Bu başlıkta da gördüğümüz bıçak sırtı mevzu, eşcinsellik. Açıkçası benim için uzak doğulular bu konuda muhafakazar mı değil mi sorusu hala cevapsızlığını koruyor. Yine de Japonya, Çin gibi ülkelerle karşılaştırıldığında Kore’nin bu konuda daha muhafazakar olduğu açık. Ancak biraz bizdeki ikiyüzlülük var gibi. Yani biri baktığımız anda “Gay’im” diye bağırsa bile bize açıkça söylemeyip, göstermediği sürece eyvallah diyoruz ya, o hesap.

Bunu düşünmeye başlamam pek çokları gibi Kpopa el atmamla oldu, kız gibi giyinen, makyaj yapan erkekler yakın arkadaşlarıyla fazla “yakın”dı. Bu otomatikman onların gay olduğunu düşünmeme neden oluyordu. Üstelik pek çoğunun ismi fanlar tarafından birleştiriliyor ve çiftmiş gibi destekleniyorlardı, mesela Eunhyuk ve Donghae’den EunHae olarak bahsediliyordu ya da Japon pop aleminde Akanishi Jin ve Kamenashi Kazuya’nın adları Akame olarak birleştiriliyordu. Başlarda baya inandım ben de mevzuya, “Aha aşık lan bunlar” şeklinde şahlandığım oldu, şu an ise işin büyük kısmını hayranlara hizmet (fanservice) olarak görüyorum. Giyim ve makyajları tamamen kültür farkından kaynaklı, öpüşüp koklaşmayı (skinship) seven de bir millet olduklarından biz daha Evropa mantıklı fanilerce yanlış anlaşılmaya müsaitler. “Erkek şunu yapmalı, kadın şunu. Şunu yapmak kadına yakışmaz.” şeklinde cinsiyetleri kalıplar içine hapsetmek bana ters olduğundan Uzak doğunun bu yönünü asla eleştirme hakkını kendimde bulmadım. Şu da var ki uzak doğuda bilindiği kadarıyla eşcinsellik yaygın ve bu bahsettiklerimizin bazıları gerçekten çift olabilirler ancak işin ne kadarı şov ne kadarı gerçek, orası tartışmaya açık daha da öte muamma.

Peki neden hayranlara bu tip bir hizmet veriliyor, hayranlar iki erkeğin birlikte olma fikrini neden ağızlarından salyalar akıtarak karşılıyorlar? Burda kesin bilgiden çok ancak tahminde bulunabilirim. Bu tahminler uzun yıllardır uzak doğu ile ilgilenen biri olarak gözlemlerime dayanıyor.

Bence işin başlangıcı shounen ai ve yaoi(iki erkeğin duygusal yakınlaşmasını konu alan anime ve mangalar, ikincisi daha üst yaş gruplarına hitap eder) türü manga ve animelere dayanıyor. Biliyorsunuz çoğumuz bu tür manga ve animeleri severek okuyoruz. Sevme nedenimiz basit. Tsundere kızlar yok, kaprisler yok, gösterip elletmemeceler yok. Her şey kesin ve net. Erkekler istiyor ve alıyor, kızların karmaşık düşünce yapısına inat, daha direkt yollardan isteklerine kavuşuyorlar. Bu da shoujo bir manga okurken karın ağrıları çeken bizlere ilaç gibi geliyor. Bir başka nedense “eye candy” durumları. İşe hiç kızları karıştırmadan iki taş gibi adamla muhattap oluyoruz, daha güzel ne olabilir 😀 Bu yüzden yaoi ve shounen ai kızlara, yuri ve shoujo ai(iki kızın ilişkisini anlatan manga ya da anime/ilki daha üst yaş grubuna hitap eder) erkeklere hitap eder.

Peki neden bizde eşcinsellik üzerine doğru dürüst kitap bile yokken, uzak doğuda (nispeten) erkenden (70lerin sonunda ilk örnekleri görülmüş) böyle bir gelişim gözlenmiş. Bu konuda araştırma yapmadım ancak çeşitli tahminlerim var. Uzak doğulu erkekler malum dünyanın diğer yerlerindekilerden hayli farklı. Bu farklılık özellikle fiziksel açıdan çok göze çarpıcı. Daha kısa boylular, pürüzsüz bir tenleri var, küçük burunları ve dolgun dudakları var, üstelik başka ülkelerin kadınları yanında bile daha tüysüzler ve evet saydığımız tüm bu özellikler aslında kadın bedeninde daha çok rastlanan özellikler. Sırf bu özellikler yüzünden bile oralarda eşcinselliğe daha sık rastlanıyor olabilir ya da ben tamamen popomdan sallıyor, götümden element uyduruyor da olabilirim, neyse.

Belki de animelerde, mangalarda (Kore’de manhwalarda, Çin’de manhualarda vs.) yapıyoruz, sinemaya da el atalım deyip, filmler de çekmeye başlamışlardır. Sonuç olarak, pek çok eşcinsel temalı film de var uzak diyarlardan kopup gelen. Yukarda saydığımız onca sebebe hiç girmeseydik bile çok şaşılacak bir şey yoktu zira Hollywood’da gişe başarısı elde eden ve büyük kitlelere ulaşan ilk gay film diyebileceğimiz Brokeback Mountain da uzak doğulu yönetmen Ang Lee’nin elinden çıkmıştır.

Ben de bugüne dek çeşitli filmler izledim bu cepheden. Yaoi sever biriyim, eşcinsellerin de yönelimlerini her insan gibi özgürce yaşamaları gerektiğini düşünüyorum, onları anlamıyorum belki ama yanlarındayım çünkü herkes istediği gibi yaşamakta özgür olmalı, tabi ki başkalarına zarar vermedikleri sürece. Filmlere ise “aşk filmi” gözüyle bakınca da gayet severek izlediğim yapımlar oldular. Ben de bu yazıda söz konusu filmlerden bahsetmeye karar verdim.

No Regret

Hep zengin adam fakir kız aşkı mı olacak, bir kere de zengin adam, fakir adam aşkı olsun arkadaşım. İlk olarak tamamen yüzeysel bir sebeple -Kim Nam Gil oynadığı için- izlediğim bir filmdir No Regret. Ancak sonrasında o kadar etkilendim ve sevdim ki iş Nam Gil’den çıktı. Kim Nam Gil’in canlandırdığı Jaemin zengin bir ailenin veliahtı ve tabi ki istemediği biriyle nişanlı. Üstelik sadece istememesi değil sebep, Jaemin eşcinsel ve doğal olarak bir kadınla hayatını birleştirmek, ailesinin tayin ettiği bir hayatı yaşamak istemiyor. Hikayenin asıl kahramanı ise Sumin. Sumin kimsesiz, yetimhaneden çıktıktan sonra sefalet içinde bir işten diğerine savruluyor ve en sonunda “Başlarım böyle hayata” diyerek Host Club’lara kadar vardırıyor işi. İşte bu ikilinin yolları kesişiyor ve olan oluyor. Sumin, kendinden başka kimseye güvenmez ve yalnız yaşamını kimseye bağlanmadan idame ettirmek isterken, Jaemin ona gördüğü anda vuruluyor ve vazgeçemez hale geliyor. Filmin hüzünlü bir havası, güzel müzikleri var. Aynı zamanda aşk öyküsü hayli etkileyici hatta kıskandıran cinsten.  Pek çok gay filmi gibi “karanlık” bir atmosferi olsa da kesinlikle izlenesi diyorum.

No Regret IMDB puanı:7.2

Happy Together

Aşık olduğum dahi yönetmen Wong Kar Wai film çeker de ben onu baş köşeme koymaz mıyım? Bana göre tüm uzak doğudan çıkan en iyi oyunculardan Tony Leung ve rahmetle andığımız Leslie Cheung başrollerde. Film Arjantin’de iki Çinli eşcinselin hayatına odaklanıyor ve onların beraberken ve ayrıyken de dengeyi tutturamamalarını ele alıyor. WKW’nin müthiş çekimleri, etkileyici replikler ve şahane ötesi müzikleriyle benim sadece en sevdiğim gay filmlerinden olmakla kalmıyor, aynı zamanda en sevdiğim Çin filmlerinden de biri oluyor. Hakkında ayrıntılı bilgiye şuradaki yazımdan ulaşabilirsiniz.

Happy Together IMDB puanı: 7.5

Eternal Summer

Bu kez de Tayvan’a uzanalım. Çocukluktan başlayan etkileyici bir dostluk öyküsü. Peki gerçekten de dost olarak görüyorlar mı birbirlerini? Bu sorunun cevabını filmin sonunda alıyor izleyici ancak oraya varana dek üç kişinin paylaştığı bir hayatı izliyoruz, evet bildiniz bir de kız var aşk üçgenimizde. Ben burada iki başrole de bayıldım diyebilirim, hem iyi bir oyunculuk sergilemişler hem de öhöm pek hoşlar. Bir sahnesini özellikle çok beğendim hatta izlediğim eşcinsel filmleri arasında karşılaştırma yaparsam en iyisiydi, hangi sahne olduğunu filmde görün, bende spoiler yok. Ancak türü sevenlere şiddetle tavsiye edeceğim filmlerden.

 Eternal Summer IMDB puanı: 7.3

Lan Yu

İlginç bir filmdi bu. Bir kere içlerinde en cesur olanlardan biri, bu yüzden kendine güvenmeyen izlemesin. Böyle deyince yanlış anlaşılmasın, film kesinlikle salt cinsellik içermiyor. Hüzünlü bir hikayesi var. Sevdiğim Çinli oyuncuların filmografisini araştırırken Liu Ye ve Hu Jun’u görünce atlayıvermiş ve gay filmi olduğunu görünce hayli şaşırmıştım. Müthiş performansları için özellikle alkışlıyorum zira heteroseksüel olduklarını biliyoruz. Özellikle Liu Ye’nin canlandırdığı Lan Yu karakteri beni masumiyeti ve sadakatiyle çok etkilemişti. Kısacası dokunaklı ve kesinlikle izlenesi bir film.

Lan Yu IMDB puanı: 6.9

Antique Bakery

İzlediğim en eğlenceli gay filmlerinden biri. Çoğumuz da ünlü oyuncu kadrosundan dolayı izlemişizdir. Malum Joo Ji Hoon var, Kim Jae Wook var, çömez bir Yoo Ah In var… Tabi filmi izleyeli çok oldu, o zamanlar Yoo Ah In’e hiç birimiz pek dikkat etmemişizdir, şahsen bana da “Bu herifin hayranı olacaksın, aman dikkat” deseler gülebilirdim. Mevzuya dönersek, film sadece eşcinselliği de işlemiyor üstelik. Komedi yönü var. Özellikle ilk kısmı oldukça renkli. İkinci yarıda ağırlığını artıran gizemli bir yönü var. Kısacası tavsiyedir.

Antique Bakery IMDB puanı: 7

The King and The Clown

Lee Jun Ki’yi uzun zaman önce ilk olarak My Girl’de izlemiştim, orada şu kulağından çıkarmadığı küpesiyle kalmıştı aklımda. O zamanlar Lee Dong Wook’u görünce onunla pek ilgilendiğimi söyleyemem. Kısa zaman sonra bu gişe canavarı filmde taş gibi karşıma çıkıverdi, üstelik de benden çok kıza benzeyen gül cemalıyla. Bir kere filmde açık sahne falan yok, herkes izleyebilir. Üstelik tarihi güzel anlatıyor, renkli ve eğlenceli. Bazı şeyleri davulla zurnayla değil, çok daha anlamlı sahnelerle anlatmıştı ki bu yönü gönlümü çaldı, mesela son sahne buna örnektir. Yer yer acıklı yer yer gülümseten ve yine şiddetle tavsiye edilen bir filmdir.

The King and The Clown IMDB puanı: 7.6

A Frozen Flower

Ne tartışmıştık bu filmi arkadaş. Tartışılmayacak gibi de değildi. Saray entrikaları mı desek, beklenmedik gelişmeler mi desek, sağlam oyunculuktan mı bahsetsek, en çok da pek çoklarınca fazla bulunan cinsellik içeren sahnelerinden mi bahsetsek? Yine de bir Joo Jin Mo, bir Jo In Sung faktörü var ki, inkar edilemez. Üstelik Song Ji Hyo da aşk üçgenini sağlam oyunculuğuyla tamamlıyor. 18 yaşından büyüklere tavsiye edilesi bir film kesinlikle, eğer ki erotik sahnelerinden rahatsız olmayacaksanız mutlaka izleyin ve siz de “Kim kime gerçekten aşık?” tartışmasına katılın derim.

The Frozen Flower IMDB puanı: 7

The Love of Siam

Tayland sinemasını araştırırken karşıma çıkmıştı bu film ve yine geçen kış sanırım izlemeye başlamıştım. Başlamıştım diyorum zira gecenin bir yarısı açmıştım ve haliyle 2.5 saatlik bir filmi izlemeye göz kapaklarım izin vermemişti. Huyum kurusun bir filmi yarım bıraktım mı da devamını izleme şevkim sittin sene geri gelmez, nitekim filmi tamamlamam için baharın gelmesi, çiçeklerin açması gerekti. Çocukluktan başlayan bir öykü yine,  bu açıdan Eternal Summer’a bir hayli benziyor. Ancak burada konu daha yavaş ilerliyor ve yan karakterler, aileler kısacası tüm yan temalar daha da önem kazanıyor.  Başları yavaş gelebilir, benden söylemesi. Bir de burda oynayan elemanlardan biri First Love’da oynamış, ben henüz izlemediğimden bilmiyorum ama filmografisinde okudum, bilginize. Bol vakit bulunduğunda izlenmeli, listede The King and The Clown ve Happy Together ile beraber IMDB’de en yüksek puanı alanlardan.

The Love of Siam IMDB puanı: 7.6

Itsuka no Kimi e

Bir Japon filmi daha, bu film biraz garipti. Geçen kış birden karşıma çıkmıştı ve hiç araştırmadan oturup izlemiştim. İğrenç bir video kalitesiyle online izlediğimi ve tuhaf bulduğumu hatırlıyorum. Ne yapmaya çalıştığını anlamadığım bir filmdi, gizemli bir yönü vardı ve bu yönü ağır basıyordu sanırım. Bu yüzden de filmle ilgili pek de bahsedecek bir şey bulamıyorum. Öyle aşırılıkları olan bir yapım değil. Bir saati fazla aşmayan süresinden dolayı rahatça izlenebilir ama şiddetle tavsiye edeceklerimden değil.

Itsuka no Kimi e IMDB puanı: 6.8

 

Bangkok Love Story

İşte izleyip de nefret ettiğim filmlerden. Filmin türü bir üstte bahsettiğimden bile bulanıktı. Kötü adamlar, çatışmalarla başladı, sonra iki adam birbirine aşık oldu, birden daha gerçekçi bir hava aldı (“kadın” faktörü ortaya çıkınca), arada AIDS ve diğer mevzulara ucundan kıyısından değindi, en son da hiç anlamadığım şekilde eski Türk filmlerine bağlayıp bitiverdi. Seven sevsin ama ben nefret ettim ve tavsiye etmiyorum. ‘Uzun saçlı herif yakışıklıydı ama…’ diye yüzeyselleşmeden de hayatta nokta koymam bu yazıya.

Bangkok Love Story IMDB puanı: 6.1

*Son olarak filmlerden çok kısaca bahsetmek zorunda kaldım, ayrıntı istediğiniz varsa yorumlarda belirtebilirsiniz. Mutlaka unuttuğum da vardır, bunlar benim izlediklerim ve şu an aklıma gelenler. Ayrıca yukardaki liste bir sıralama değildir, son 2 film dışında diğerlerini tavsiye ederim. Bir de eşcinsellik tabi ki sadece erkekleri kapsayan bir terim değil, ancak işin hatun kısmından bihaber olduğumdan değinmedim.

Faydalı Linkler: Kendisi’nin şu yazısını okumanızı şiddetle öneririm. Akame’nin ne olduğunu merak edenler, geçen yıl Dark gereken her şeyi yazmıştı şuralarda. A Frozen Flower hakkında La Fea’nın yazısı tavsiye edilir. Bunusevdim’den The King and The Clown‘u okuyun derim. (Şimdi baktım da yorumlarda nostalji yaşadım). Ofori’den de No Regret‘i okuyabilirsiniz.

Son olarak benden bir shounen ai, bir de yaoi tavsiyesi.

Görüşmek üzere…