Kpop Gruplarından Favori Ballad Performanslarım

Şu anda 18 – yazıyla on sekiz- taslak debut yapacakları günü huşu içinde beklerken ve bazıları neredeyse tamamlanmış yazılarken neden yeni bir şeyler karalamaya başladığımı ben de bilmiyorum. Aslında bu pek de yazı olmayacak gibi ya, neyse. (Böyle deyip kırk saat konuşucam gibi sanki)

DBSK9539s95First95Kiss-200907030158102

Aslında Kpop dinleyene dek ballad sevmezdim pek. Sevebilmem için cidden manyağı olduğum biri tarafından icra ediliyor olması gerekti ama baktım ki ben de sevebiliyormuşum, benim içimde de zincirlerinden kopmayı bekleyen bir romantik yatıyormuş. SHINee bebelerimin dediği gibi “Still I have romantic in my heart.”

Bir de benim şöyle bir huyum var, müzik dinlemek isteyince o şarkı indirilmiş de olsa illa youtubedan açılıp dinlenecek hatta canlı performansı varsa MVsi yerine o izlenecek. Eh haliyle bu performansları da bir noktada sizinle paylaşmam gerekti.

Şimdi kulaklığınızı takın, mendillerinizi hazırlayın ve o içinizde yaşayan sevgisiz kalmış küçük çocu… pardon, ben Sezen Cumhur Önal değilim, bir dakka. Tamam artık susuyorum, (kalabalıktan ‘sonunda’ nidası yükselir-tabi yazıyı okuyan bir kalabalık olduğunu varsayarsak) geçelim ilk performansa.

*Daha en baştan gözyaşlarını sel etmeye niyetliyim. Hep dediğim gibi TVXQ/DBSK’nın 5 kişilik orijinal kadrosunun gelmiş geçmiş en iyi ve kusursuz Kpop grubu olduğunu düşünüyorum. Ne zaman bir DB5K performansı izlesem bu yüzden kahroluyorum. Bolero da en sevdiğim balladlarından olduğu için diyorum ki, doldur be meyhaneci. (Yalnız bu performansta Yoochun için tek bir kelime geliyor hep aklıma; Allahsız) 3.36’dan sonrasını yapabilecek grup varsa önden buyursun valla.

Grubun Japonca balladlarının gönlümde çok ayrı yeri var, o yüzden öyle devam ediyorum. Wasurenaide de bunun örneklerinden biri.

Son olarak, Why Did I Fall In Love With You.

*Sıra geldi Suju’ya. İlk olarak öldüren üçlü Super Junior K.R.Y ile başlayalım. Suju’nun en güçlü sesleri, ballad Tanrıları olmayacaktı da başka kim olacaktı bu listede? Gerçi bu üçünden birine sahip olamayan gruplar var, yazık 😀 Aslında bence bunların yanına bir Kangin, Sungmin ya da Donghae attırınca daha da öldürücü oluyor. Az sonra geleceğiz oraya da. Of ne dediğimi ben de bilmiyorum.

Super Junior’ın en büyük hitlerinden Sorry Sorry’nin bir de Sorry Sorry Answer adlı ballad versiyonu var malumunuz. İlk performans için bunu layık gördüm. İzleyin ve ölün.

Yesung’a özel bir muamele çekmek istiyorum şimdi müsaadenizle. Suju’da beğendiğim ses çok ama Yesung’ın sesi her daim başkadır benim için. Immortal Song’a da katıldı zamanında bilindiği üzere. Oradaki tüm performansları şukelanın şukuydu ama alttakinin üzerimde tamiri mümkün olmayan etkiler bıraktığını ve her izlediğimde coşageldiğimi inkar edemem. Özellikle sonlarında yaptıkları insan olduğundan şüphelenmeme neden oluyor her dinlediğimde.

Suju demişken diğer gruplara geçmeden son bir kaç performans paylaşasım var ama hangi birini seçeceğim konusunda çok zorlanıyorum.

İlk olarak KRY’a Donghae ve Sungmin’in de eşlik ettiği Storm performansını izleyelim.

Son olarak da tüm gruptan Y ve It’s You dinleyelim. (It’s You’nun şu remix performansını da çok sevdiğimi ekleyeyim.)

*Gelelim SHINee’ye. Aslında bu gruptan da paylaşacağım performans çok ve elemek çok zor ama gönlümdeki birincilik kesinlikle alttaki Quasimodo performansına gidiyor. Tüm üyelerinin sesi böyle alıp götürüyor diyebilirim, zaten grubu sevme nedenlerimden en önemlisi de yetenekleri. Ancak Jonghyun var ki onun sesinin üstüne de tanımam, bazı yerlerde resmen kayışı koparıyor (iyi anlamda).

İkinci olarak klasik Romantic paylaşımımı yapmazsam olmaz, şarkı kendi anlatıyor derdini zaten. Onew, Key ve Jonghyun özellikle döktürüyor.

Dayanamıyor ve bir SHINee daha paylaşıyorum ama ne yapayım, hepsi çok güzel. Graze yine en sevdiğim SHINee slowlarından. Aslında daha sevdiğim slow parçaları çok ama ne yazık ki hepsinin canlı performansı bulunmuyor.

*Ve son olarak bir diğer sevdalısı olduğum ve ballad makinesi grup B2ST. On Rainy Days ile başlamak istiyorum. Çok seviyorum bu parçayı ve iki senedir hala sıkılmanın yanından bile geçmedim.

Tabi ki aynı albümden, albüme adını veren parçalar The Fact ve Fiction da burada olmalıydı.

Son olarak bir B2ST performansı daha paylaşıyorum, Clenching a Tight Fist. Hala kalbiniz dayanacaksa dinlemeye devam edin.

Şimdilik bu kadar ancak bu ilk yazım olsun, devamı gelecek. Ballad bunlar neme lazım, aşırı yükleme zararlı olabilir.

Görüşmek üzere.

Müzik

Başlık bulma sorunsalı…Kimbap…Anladınız.

Son zamanlarda neler dinliyorum biraz bahsedeyim, zira film, anime ya da dizi izlemek dönem dönem sıkıyor ama müzik dinlemek asla sıkılmadığım uğraşlardan biri. Hatta nefes almak falan gibi diyebilirim.

Şimdi onca müzik yazısının yayınlandığı blogda neden işin kökenine indiğimi ben de bilmiyorum, sadede gelelim.

İlk bahsedeceğim Japon bir grup. Pyramidos gypsy tarzında müzik yapan, Balkan müziklerine sarmış bir grup. Tabi Türkiye de o coğrafya ve kültürün bir parçası olduğundan biz de gruba ilham verenlerdeniz sanırım. Youtube adreslerinde yaptığım derinlikli araştırmalar sonucunda Türkiye’yi ziyaret ettiklerini de öğrendim.

Şarkıları inanılmaz eğlenceli, dinleyen yerinde duramıyor. Ben de tanıtımlarına biraz katkı sağlamak istedim. Teflerinizi alın, aşağıdaki şarkılarda kopun diyorum.

Japonlardan devam edelim o halde. O kadar zamandır Jrock dinlerim ama sanırım muhafazakar bir şekilde eskilere kök salmışım. Gerçi bu grup daha ziyade pop-rock diyebileceğimiz bir kulvarda. Monkey Majik yeni keşfettiğim ama bundan sonra peşini bırakmayacağım bir grup oldu. Yeni gelecek şarkılarının teaserı yayınlandı mesela ve ben merakla bekliyorum. Teasera baktıysanız “Bir Japon nasıl bu kadar iyi İngilizce konuşur?” demiş olabilirsiniz, hemen açıklayalım dört kişilik grubun iki üyesi Japon, diğer iki üye ise Kanadalı kardeşler oluyor. Bir şarkı dinleyelim o halde.

Bir de kpop dinliyoruz malum. E B2ST sevgimden de her daim bahsederim buralarda. Yeni albümleri gelir de ben dinlemez miyim? İnsanların fark etmesi için bu albüm gerekti ama bir yıldır usanmadan diyorum Fiction and Fact muhteşem bir albüm deyu, neyse geç olsun güç olmasın diyoruz. Bütün şarkılarına bayılsam da son iki gündür en çok It’s Not Me dinliyorum delice.

T-ara son günlerde skandallarla ortamı dağıttı. Kişisel hayatlarında nasıldırlar bilmem ama hep söylediğim gibi şarkılarını sevdiğim nadir kız gruplarındandır, doğal olarak son singleları Day By Day’i de pek sevdim. Biraz Britney’nin “Ana ben bi suçluya aşık oldum” şarkısı tadında olsa da seviyoruz. Tabi bir de nakaratta bozuk bir İngilizce ile yazılmış cümle var ki, o ne yahu. “I’ll must be stay here day by day” hmmm, grammar anlattırmayın bana şimdi arkadaşım. Bu arada yeni bir single ile dönecekler Ağustos’ta, son dönemde olanlara karşın. Yolgeçen hanına dönen grupta nasıl gelişmeler olacak göreceğiz.

Bir de bugün kendime klasik müzik ziyafeti çektim. Entel görünmeye falan çalışmıyorum-zaten çalışsam üstte Kpop parçaları olmazdı- ama insanlar bu müziği nasıl oluyor da sevmiyor anlamıyorum. Yani zevk işi belki ama yok yahu, müzikten az da olsa anlayan, en azından notaları sayabilen biri sevmeli bence. Sevin, sevdirin ve dinleyin.

Piyano her zaman benim için ayrı bir yere sahiptir. Bu yüzden illa ki klasik müzik seanslarımda yer alır. Lang Lang’ın orijinal stilini ve sert tarzını seviyorum. Liszt piyanosever herkesin sevdiği bir isimdir. Hungarian Rhapsody de benim geçişlerinin hastası olduğum bir Liszt eseri, zaten daha önce de blogda kimsenin ilgilenmediği bir yazıda Maksim Mrvica yorumunu paylaşmıştım. Sıra Lang Lang’da.

Bu arada Kpopa dönüş yapalım, Suju albümün yeni versiyonu ile Ağustosta dönecek. Bu versiyonda önceki on şarkıya ek olarak dört yeni parça var. Merakla beklerken Sexy, Free and Single albümünü dinlemeye devam edelim. Hyuk’cumun sözlerini yazdığı Gulliver gelsin. Bu arada bu şarkıyı ne zaman dinlesem savaşa falan gitmek istiyorum, özellikle son 30-40 saniyelik kısmında.

Neyse böyle dan diye bitireyim bence yine. Bitti.