Ashes of Time-Zamanın Külleri

Aylardır yazmaya çalışsam da bir türlü yazamadığım bir film bu. Her Kar Wai filmi gibi bende çok ayrı bir yeri var. Hangi türe dahil edeceğimi, filmi nasıl özetleyeceğimi ya da sınıflandıracağımı bilmiyorum. Biri bu filmin konusunu sorsa sanırım “Derin ve anlamlı replikler, şahane oyunculuk, müthiş görüntüler.” derim ancak konusunu anlatamam, neden bilmiyorum. Acaba izleyen herkes böyle mi düşünüyor?

Aslında filmin adı, filmin şahane bir özeti. Bu adı okudukça izleyenin gözü önünde hemen çöl görüntüleri, Leslie ve oradan gelip geçenlerin hayattaki yolculukları canlanıyor.

Geçen yıl bir kitapçıda ufak bir not defteri beğenmiştim, güya içine beğendiğim filmlerden replikler yazacaktım. Şimdi baktım da sadece ilk iki sayfayı doldurmuşum. Birine de bu filmden şu replikleri yazmışım. “Ölmek bile kendilerine böyle bir görev verilenlerin işidir.” “Hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.” Sanırım bir noktadan sonra yine filme kaptırıp defteri doldurmayı unutmuşum.

Aslında filmleri genelde anlatmayı tercih ederim, bu tür kısa yazıların ustası Astrea’dır. Ancak hem çok şey söylemek istiyorum, hem de yorumu izleyene bırakmak. Sanırım bu kez ikincisini tercih edeceğim.

Aslında Ashes of Time en sevdiğim Wong Kar Wai filmi olmamıştır, hele Chungking Express ve Happy Together dururken. Ancak bu filmin yine de benim gözümde mükemmele yakın olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İzleyen herkesin beğeneceği, ancak Hong Kong sineması ve Kar Wai tarzını bilenlerin daha da beğeneceği bir film.

Müthiş görselliği, müzikleri, etkileyici replikleri, Hong Kong sinemasına aşina olanlar için ünlüler geçidi olması, Leslie’si, Tony’si, Maggie’si için izlenmeli. Filmin anlatamadığım bir tonu var, sanki kafa güzelken izliyormuşsunuz gibi bir his yaratıyor. Sanırım berbat anlattım ama hissettiğim tam da bu. Gerçi bu neredeyse her Kar Wai filminde başıma geliyor.

Aylar sonra bir yük omuzlarımdan kalktı ya da istediğim gibi anlatamadığım için kalkmadı, bilmiyorum. Birilerini etkileyebilirsek de, iyi seyirler şimdiden.

Not: Filmin başına türlü talihsizlik geldiği için bir kaç yıl önce elden geçirildi, bu özellikle görsellik açısından ekstra bir katkı sağladı. Tüm bunları öğrenmek için sadece 5 liraya kıyıp, Redux versiyon DVDsini alabilirsiniz. Şahsen ben öyle yapmıştım.

En İyi Uzak Doğulu Yönetmenler

Bu blog bugüne dek pek çok Top 10 listesine ev sahipliği yaptı ama sanırım hiç biri bu kadar özel olmamıştı çünkü sinema başlı başına özel bir sanat dalı. Toplamda 20 saati bulabilecek bir dizinin üzerinizde bıraktığı etkinin kat kat fazlasını 90 dakikada bırakabilen bir sanat, bu yüzden “sanat” zaten. Benim için de sinema bambaşka bir evren. Çocukken izlenen dövüş filmlerini, animeleri saymazsak bilinçli bir şekilde uzak doğu hakkında bilgi edinmemin, oraları gerçekten tanımamın da baş sorumlusu, ayrıca uzak doğunun sanatta en iddialı olduğu dallardan biri.

İşte aşağıda da tam bununla ilgili bir liste var. Bir filme en büyük emeği verenlerden biri olan yönetmenler. En sevdiğim uzak doğulu yönetmenler arasında zor da olsa bir sıralama yaptım, bakalım sizin kafanızdakilerle uyuşacak mı?

1- Wong Kar Wai

Listede belki de en rahatça sırasını belirlediğim isim oldu Wong Baba. Filmlerine ölüp bittiğim çok yönetmen var Asyadan çıkan ama Wong Kar Wai bambaşka benim için. Çin sineması diye yırtınıp durmama, Çin sinemasının Asya’nın en iyisi olduğunu düşünmeme sebep olan etkenlerden biri. Filmlerinin atmosferi, muhteşem çekimleri, kullandığı açılar, renklere verdiği önem, şahane müzikleri, senaryosuz da film çekebilmesi, Çin’in en çirkin ama en güzel yerlerini göstermesi, samimi, içimizden karakterleri… Hem sanat kokan hem de sıkmayan filmler çekmek zor iş. Sadece sanat diye kasmayıp popüler kültürün de etinden sütünden nemalanır Kar Wai. Tüm bunlar onun büyüklüğünü gösteriyor zaten ve bilemediğim bir şekilde bu adam tam kalbime dokunan filmler çekiyor. Her filmini sevebileceğimi hissediyor ve seviyorum da. Kimse sevmese de ben sonsuza dek onun filmlerini izleyebilirim, bazen onları benim için çektiğini bile düşünüyorum (bkz:Şizofreni). Kısacası kendisine derin bir aşkla bağlıyım. Ona da fetiş oyuncusu Tony Leung’a da… (Tony Leung biyografisi yakında.)

Sayıp döktüğümüz bunca özelliği arasında Kar Wai kamera kullanımı ve müzik seçimleriyle özellikle beğendiğim bir yönetmen. Mesela Chungking Express’ten şu güzel sahne veya In the Mood For Love’ın herkesçe bilinen müzik, kamera kullanımının yalnızlığı anlatmada büyük rol oynadığı, sadece Maggie’nin yürüyüşünün bile yeteceği şu sahne.

Neredeyse tüm filmlerini izlemiş biri olarak Chungking Express, Happy Together ve In the Mood For Love’ın bende bambaşka yerleri olduğunu söyleyebilirim. Ne diyeyim, ben susayım filmleri konuşsun.

Buyrun  In the Mood For Love ve 2046‘nın fragmanına bakıp, fikir edinebilirsiniz.

2. Park Chan Wook

İntikam üçlemesi Kore sinemasına dair en çok duyduğum şeylerden biriydi, zaten Oldboy ve Sympathy for Lady Vengeance da ilk izlediğim filmlerden oldular. Oldboy’u izlediğim günü hatırlıyorum. Film bitince bir süre mal mal ekrana bakmış, ardından hıçkırarak ağlamıştım. Onun üzerimde bıraktığı şok etkisini çok az film bırakabilir sanırım. Aynı yönetmenin I’m a cyborg but that’s ok ile gönül tellerimi titretmesine ne demeli? Filmlerdeki sahne geçişleri, görselliğe verilen önem, senaryoların derinliği ve oyunculuğu bir yana bırakalım, sadece Yeong Wook Jo imzalı şahane müziklerinin sahnelerle uyumu için bile izlenmelidir. Öyle ki üzerinden kaç sene geçse de hala Oldboy’un soundtrackini ilk günkü zevkle dinleyebilirim, 1 numaralı soundtracktir gözümde. En vurucu eser olan The Last Waltz bu bahaneyle tekrar dinlenmeli, I’m a Cyborg But That’s Ok’den Chumchunun Saibogu da unutulmamalı.

Chan Wook Park sarsıcı, derin filmlerde tek geçebileceğim, iyi ya da kötü üzerinizde mutlaka etki bırakacak bir yönetmendir ama Kore dizilerinden kopup izlerseniz soğuk duş etkisi yaratabilir, yine de filmlerini izlemeden geçmenin tek kelimeyle yazık olacağı bir ustadır.

Sympathy for Lady Vengeance ve I’m a Cyborg but That’s OK’in trailerına  itinayla bakınız.

3. Bong Joon Ho

Bu adamla ilgili yazımın taslağı 26 mayıs 2010’dan beri yani tam 14 aydır blogumda duruyor. Başlı başına ondan ve filmlerinden bahseden bir yazı yazma hayalim hala bir köşede dursa da bu listenin onur konuklarından biri de olmalıydı, oldu da. Gerçek anlamda benim gözümde deha kelimesini karşılayanlardan biri. Bir filmin benim için en önemli yerlerinden biri belki en önemlisi sonudur. Sonu güzel bağlanmayan filmler ne yapsa yaranamaz, iki günde unutulur tarafımdan. Ancak Joon Ho kolay unutamayacağım filmler çekerek kalbimde ve beynimdeki film arşivinde sağlam bir köşe edinmiştir. Kendisi ayrıca izlediğim ilk Kore filmi olan Gwoemul’u (The Host) da çeken kişidir. 2007 yılında düzenli aldığım sinema dergisi DVDsini vermişti. O aralar zaten sürekli Kore ve Japon korku filmlerinin methedildiğini duyduğumdan hemen izlemiş ve şaşırmıştım. Korelilerin bizle benzerliği şaşırtmıştı. Tabi ilk izlediğimde benzerlikler daha çok gözüme batmıştı.

Bilinçli bir uzak doğu sever olduğumda Memories of Murder’ı izledim, hala izlediğim en iyi seri katil filmlerinden olduğu konusunda ısrarcıyım. İşte bu filmi izlediğim dönem daha önce izlediğim filmin de Joon Ho’nun elinden çıktığını öğrenmiş oldum. Ardından yönetmenin son filmi Madeo da geldi ve yönetmenin bendeki yeri de iyiden iyiye sağlamlaşmış oldu. Stil olarak anlatmak güç. Joon Ho kara mizahta ustadır. Çok doğaldır filmleri, karakterler bu açıdan çok inandırıcı ve oyuncu performansları da yüksektir. Filmlerindeki karakter gelişimi başlı başına incelenmelidir. Aslında saatlerce üzerinde tartışılacak filmler çeker, benim onu iki satıra sığdırmam hayli zor, bunu kendisiyle ilgili yazacağım yazıya saklayalım ve filmlerini tavsiye etmekle yetinelim.

Memories of Murder ve Mother‘ın fragmanlarına bakmayı unutmayınız.

4. Ang Lee

Belki çoğu onu bu listenin zirvesinde beklerdi (Üstteki fotoğraf nedenini açıklıyor) ama ben bu kararları tamamen kişisel ve subjektif verdiğimden 4. sıraya layık gördüm. Zaten Top5ime girmesi de onu ne kadar takdir ettiğimi gösteriyor. Hollywood’da da kendini kanıtlanmış, dünya çapında tanınan Asyalı yönetmenlerdendir Ang Lee. Ben bu adamın her telden çalıp, her tür film çekmesini ve çektiği her filmi gişede de başarılı olan şaheserlere çevirmesini seviyorum. Wo Hu Cang Long (Crouching Tiger Hidden Dragon/Kaplan ve Ejderha) filmi tarihi bir filmdir. Çin’in gelenekleri ve tarihi vurgulanır, uzak doğu öğreti ve dövüş sanatlarına rastlayabilirsiniz. Böyle anlatınca belgesel gibi oldu ama 4 Oscarlı bir şaheserdir. Aynı yönetmen Brokeback Mountain gibi eşcinsel bir film de çekmiştir Çin’den çok uzakta, gerçi bu kendisinin ilk gay filmi değildir. Hulk gibi gişe canavarları çekmenin yanında Çin’in daha yakın tarihini ele alan Lust, Caution gibi filmlere de imza atmıştır. Kesinlikle anlatılası değil izlenesidir.

Oyuncuyu iyi yönlendiren bir yönetmendir Ang Lee. Bir özelliği de filmlerinin sürece uzunluğunun aksine seyirciyi kolay kolay sıkmaması. Ang Lee hem çoğunluğun beğenisine hitap edecek, hem de ödül avcısı filmler çekmede ustadır, herhangi bir filmini izlemeyenin hayatında bir eksiklik vardır derim.

Crouching Tiger Hidden Dragon ve Brokeback Mountain fragmanına bakmayı unutmayın.

5. Kim Ki Duk

Bu adamı sevmeyene rastlamadım sanırım. Yine Kore sinemasına yeni yeni el attığımda Bi Mong (Dream) filmini izlemiş, etkilenmiştim. Zaten Chow Yun Fat ile beraber hafızama kazınan ilk uzak doğulu isimlerdendir Ki Duk. Belki de öğrendiğim ilk Korece isim. Neyse bu gereksiz detayları atlarsak, kendine has bir tarz oluşturan ve filmlerinde insana dair herşeye değinen bir yönetmendir. Başyapıtı Bin Jip (3.Iron-Boş Ev) ile sessizliğin neler anlatabileceğini göstermiştir. Sanıyorum Kim Ki Duk filmlerinde izleyiciyi kalbinden vuran tüm tekniğin dışında aslen samimiyettir. Yoksa neden sevdiğimi pek açıklayamıyorum. Ki duk yaşlı adam-genç kız aşkıyla ilgili filmler de çeker, insanı ele alırken doğayı es geçmeyen şaheserler de, intikam öyküleri de. Kore sineması sevdiğini iddia eden herkesin mutlaka izlemesi gereken bir yönetmendir.

Buyrunuz Bin Jip ve Spring, Summer, Fall, Winter…Spring fragmanları.

Speşıl Tenks Tu: Listede yer alamayan ama tavsiye etmekten imtina etmeyeceklerimiz, aksiyonun kralı John Woo, her filmin insanı Takeshi Kitano, absürdlüklerin ustası, her zevke hitap etmese de Takeshi Miike ve bu sıralamaya girmemesi gereken, ayrı kulvarda tek başına takılan üstat Akira Kurosawa.